Translate

30 Ocak 2013 Çarşamba

Bilinçaltım Saçmalıyor


Geçen gece çok saçma bir rüya gördüm. Hep saçma rüyalar görürüm aslında ama bu diğerlerinden farklıydı. Genelde insanların saçma olarak yorumladığı rüyalarımı ben çok severim bunu sevip sevmediğime bile karar veremedim. Normalde fantastik şeyler görürüm. Doğaüstü güçlerle falan savaşırım falan... Hatta bir keresinde kanatlarım vardı rüya kentimin üstünde uçtum çok güzeldi. Ama bu seferkinde normal insandım ve hiçbir şeyle savaşmıyordum.

Ben anlatayım eğer siz bu rüya yorumlama işlerinden anlıyorsanız yorumlayın ben de öğreneyim. Olur mu?? =)

Rüyam aynen şöyleydi:

35 yaşlarında falandım. Ve rüyamda genel olarak herkes o yaşlardaydı. (Kendi orta yaşlı halimi de çok beğendim bu arada. Hiç 35 göstermiyordum. Çok daha genç duruyordum. Mutlu oldum.) Geçen sene mezun olduğum lisenin açılışının 50. yılı kutlamaları dahilinde mezunlarda çağrılmış ve mezunlar buluşması gibi bir şey yapılmış ama sadece mezunlar yoktu. (Bu arada 2 ya da 3 yıl önce okulun 25. yıl kutlaması yapılmıştı, aynı rüyamdaki gibi bir şeydi galiba ondan etkilenmişim.) O okulda o dönemde okuyan öğrenciler de vardı. Her neyse ben bu aralar sokaklarda sıklıkla yanımda görülen bir kız arkadaşımla beraber gidiyordum geceye. (ismi H olsun) Girişte ismimizi alan görevli öğrenciler vardı. Bize eski arkadaşlarımızı bulmamızda kolaylık sağlayacak isim yakalığı takıyorlardı. Girişte görevli bir kız ismimi sordu ve İpek Özlem T. dedim. ismimin yazılı olduğu yaka kartını buldu ve bana verdi. Verirken de bana: "Sizinle aynı ismi taşıyan bir minik vardı az önce, isminiz de beraber olarak çok sık kullanılan bir isim değil, ne hoş tesadüf!" dedi. Ona gülümsedim ve bahçeye doğru ilerledim. H ile beraber çevremize bakınıyorduk. Eski tanıdık yüzlerle karşılaşma umuduyla kalabalığa karıştık. Bu arada kapıdaki kızın bahsettiği garip tesadüfü konuşuyorduk. Sonra birden bizim konuşmamızı duyan bir minik: "Siz benim ismimi nereden biliyorsunuz?" demez mi? Şaşırdık kaldık. Sonra ona gülümsedik ve ben onun hizasına gelebilmek için dizlerimi kırarak çömelir bir şekilde oturma pozisyonu aldım. Yüzüne baktım o miniğin. Allah'ım! Hayatımda gördüğüm en güzel minik kız. Kumral beline gelen dalgalı saçlarını eliyle arkasına atıp bana "Sen kimsin?" demez mi? Yerim onu ya! Ben de kendi ismimin İpek Özlem olduğunu söyledim ona. Sonra da "Yoksa senin ismin de mi İpek Özlem?" dedim. Küçük kız tam "Evet!" diyordu ki o arada yanımızda beliren bir çifti görmemezlikten gelemezdim. Galiba bu adaşım olan miniğin ailesiydi. Kafamı kaldırıp baktığımda ilk gördüğüm dünyanın en güzel kadınıydı! Hani rüyanın başında kendimin genç gözüktüğümü düşünmüştüm ya işte artık bu düşüncede falan değildim. O gece herkesin kıskanabileceği bir güzellikti ondaki. Tekrar miniğe dönüp onunla tanıştığıma memnun olduğumu söyledim ve yavaşça doğruldum. Ayağa kalktığımda bir yerlerden tanıdık bir yüz gördüm karşımda. Baya eski bir zamanlardan! Gözüm hemen yakasındaki isime kaydı ve daha sonra adamın yanındaki o güzel kadının yakasında bir isimlik olmadığını fark ettim. Ama hala şoktaydım. Yarı baygınlık hali diyebiliriz buna. Karşımdaki adam şaşkın bir ifadeyle bana "İpek?" dedi. En az onun kadar ben de şaşkındım tabi ki... Tekrar yakasına baktım. (X yazıyordu.) Daha sonra şaşkınlığımı atmaya çalışarak "Aa! Merhaba X." diyebildim. Zorlukla... Evet, elbette bu karşılaşma olasıydı ama benimle aynı ismi taşıyan küçük kızı çok da olabilir gibi değildi açıkçası. Hala şaşkındım. (Bu arada anlamışsınızdır da ben yine de açıklayayım. Bir ara düşüncelerimi ona duyduğum 'hayranlık'la oyalayan bir şahıstan bahsediyorum.) Bu arada yanlış anlaşılmasın elbette çocuğu olabilirdi ama tuhaf olan isminin 'ipek Özlem' olmasıydı. Ki bana herkes hep 'İpek' der. Atlatamadığım şoktan dolayı şaşkın şaşkın yüzüne bakarken söyleyebilecek bir söz bulabildim. "Çok sevimli bir kızın var. Az önce tanıştık!" dedim, küçük kıza göz kırparak. Verdiği tepki ise sanki kızının isminin benimkiyle aynı olması dünyanın en normal işiymiş gibi "Ah, evet fark ettim. Aynı annesi değil mi? Bu arada sizi tanıştırayım." dedi ve eşiyle beni tanıştırdı. (Kadının ismini maalesef hatırlamıyorum!) Dünyanın en güzel kadını diyebileceğim o kadın da benim ismimi öğrenince ciddi bir şaşkınlık yaşadı ama kendini benden daha hızlı toparlardı ve bunu belli etmemeye çalıştı. Elbette durumu anlamış olmalıydı. Salak değildi! Asla salak değildi aksine çok zeki ve akıllı bir kadın gibi gözüküyordu. Mutlaka anlamış olmalıydı. Benim de kendimi toparlamam gerekiyordu ve belki de hızlıca oradan uzaklaşmam. Kadına dönüp tatlı bir ses tonuyla "Tanıştığıma çok memnun oldum!" dedim. Küçük kıza "Hoşça kal!" dedim ve tam X'e de "İyi eğlenceler!" diyecektim ki küçük kız "İpek Teyze!" diye seslenmez mi? O kadar tatlıydı ki onu o an o gürültüde duymamış gibi davranmam çok kolay olacak olmasına rağmen bunu yapamadım. 5 yaşlarındaki bu minik aynı zamanda bacağıma da dokununca kendimi çok tuhaf hissettim. (Bu hissi uyandığımda hala hissetmeye devam ediyordum.) Ona doğru hafif eğilip "Efendim tatlım?" dedim gülümseyerek. Artık gülümsemek ne kadar kolay(!)dı hiç bilmiyorum ama gülümsüyordum. "Sen babamı tanıyor musun?" dediğinde ise cidden ne demem gerektiğini bilmiyordum. Ama bu durumda beni düştüğüm zor durumdan kurtaracak olan melek gibi bir annesi olduğunu fark ettim. O çok şanslı bir çocuktu ve öyle kalmalıydı. O an düşündüğüm tek şey buydu. Annesi eğilerek minik İpek Özlem'e "Evet, meleğim. Tanışıyorlar." dedi. Sesi biraz buğuluydu... İçime dokunmuştu. Ben ise hissettiğim milyon tane garip duyguyla başa çıkmaya çalışırken miniğin yüzüne hala gülümseyerek bakıyordum. O an fark ettim ki bu bilinçsizce bir gülümsemeydi! Minik İpek Özlem tekrar bana bakıp "Ben ilk defa bir adaşımı görüyorum bu gece bizim yanımızda durabilir misin?" dediğinde ise ne yapacağımı cidden bilmiyordum. Hem bu küçük kızı hiç kırmamak hiç üzmemek isterken hem de oradan hemen gitmek istemiştim. Yine yardımıma biri yetişmeli diye düşünüyordum ama bu sefer güzel annenin de benim yüzüme bakıp vereceğim cevabı merak ettiğini fark ettim. H'nin yüzüne baktım son bir kurtuluş çaresi olarak. X ise sadece konuşmalarımız dinliyordu ama kesinlikle tepkisizdi. Galiba bu karşılaşmanın olabileceğini hiç düşünmemişti. H, İpek Özlem'in onu duyabileceği bir hizaya kadar eğilip ona tatlı bir şekilde şaka yapar gibi "Arkadaşımı bütün gece benden almana izin veremem ufaklık!" dedi, gülümsedi. "Ama birazdan sizi tekrar bulacağımıza söz versem olur mu?" diye ekleyince küçük kızda sevinçle gülümsedi ve onun kırılmamış olması da beni mutlu etmişti. Ve "Görüşürüz!" diyerek hızla yanlarından uzaklaştım. Kalabalığın içinde yürürken eski arkadaşlarımızla karşılaşıyor ve kısa kısa onlarla sohbet ederek içlerinden sıyrılıp sahneye yaklaşıyorduk. Orada konuşulanlara biraz kulak kabartmak istemiştik. Ama az önce olanlar yüzünden unuttuğum önemli bir şey vardı! Okul idaresi benden minik bir konuşma yapmamı istemişti! (Niye benden istediyse, saçmalık! Aslında değil galiba çünkü birazdan niye benden istediklerini anlayacaksınız.) Sahneye "Okulumuzun 2012 yılı mezunu ünlü yazarımız İpek Özlem T.'yi sahneye davet ediyoruz. Belki bizimle eski okul anılarını paylaşmak isteyecektir!" dediklerinde kendimi anca toparlayabildim. Daha önceden hazırladığım konuşma metnimi hızlı bir hareketle çantamın içinden çekip alırken çantamı da H'ye teslim ettim ve sahneye fırladım. Orada neler söyledim hiç hatırlamıyorum ama söylediklerimden çok sahneden gördüklerimi hatırlıyorum. Ben konuşmama başladıktan kısa bir süre sonra minik İpek Özlem'i babasının elinden tutmuş sahneye doğru onu sürüklerken gördüm. Belli ki benim neler diyeceğimi çok merak ediyordu. Öyle ya tanıdığı ilk adaşı bendim! -Aslında benim de tanıdığım ilk adaşım oydu.- Daha sonra X'in diğer elini tutan güzel kadına takıldı gözlerim. Bu gece mümkün olduğu kadar onlardan uzak durmalıydım. Ama bir problem vardı: Nasıl?! Yaklaşık 15 dakikalık konuşmam bittiğinde beni dinleyenlere teşekkür edip sahneden indim. Bu arada az önce sahneye doğru yaklaşan mutlu çifti gördüğümden beri onlardan tarafa konuşmam boyunca hiç ama hiç bakmamıştım. Sahneden inince de etrafımı benimle tanışmak için saran (ünlü yazarım ya o yüzden) bir sürü insanla muhatap olmam gerekiyordu. H hemen yanıma geldi. (Bu arada bir bilgi daha vereyim H niye devamlı yanımda? Evet iyi bir arkadaşımın olması dışında kitabımı başka dillere çeviren kişi olduğu için yanımdaydı.) Ben çevremi saran kalabalıkla sohbet ederken dakikalar hızla geçiyordu. Bu arada eski tanıdıklar gelip selam veriyorlardı. Daha sonra daha fazla dayanamayan bir ufaklık sabırsız bir şekilde "Ben İpek'le herkesten önce tanıştım!" diyerek yanıma geldi. Onun bu tavrı beni keyiflendirmişti. Ama galiba yine annesi ve babası onu kaybetmişti. Bu sefer annesi "Kusura bakma İpek, İpek Özlem'i gördün mü?" diye sorunca ufaklık hemen "Buradayım!" dedi. Annesi de anlayışla ona gülümsedi ve bir daha haber vermeden yanlarından uzaklaşmaması gerektiği konusunda uyardı. Yanımda kalmak için annesinden izin isteyince bu sefer onay aldı. Biraz etrafım sakinleşince insanlar da yavaş yavaş dağılmayı başlayınca İpek Özlem ile beraber annesiyle babasını aramaya başladık. Çok fazla konuşamadık kalabalıktan dolayı ama galiba o halinden memnundu. Xleri bulduğumuzda okulun bahçesinde bir bankta oturmuş sohbet ediyorlardı. Yaklaştığımızı görünce ikisi birden bize bakıp gülümsedi. Güzel kadın gece geç olduğu için İpek Özlem'in uyuması gerektiğini söylemişti ama ufaklığı kandırmak kolay olmayacaktı. Bunun için bir kafeye gidip çay içme teklifinde bulunduklarında kuramadım. Çay içerken öğrendiklerim ise beni tamamen şoke etmişti. Ben uyandıktan sonra rüyanın devamında bana ve o aileye neler olduğunu bilmiyorum ama açıkçası ondan sonrası daha çok merak ediyorum. Küçük kızın doğum günü 22 Aralık'tı! Yani benim doğum günümle aynı ayrıca ismi de benimkiyle aynı olduğuna göre bu benim küçük halim olmalıydı. Bu öğrendiğim son şeydi rüyamda. Çok şaşırmıştım. Garipti! Çok garipti!

Rüya burada bitmişti sonra 1.5 saat sonra bir deneme sınavım vardı ve uyanma vaktim gelmişti. Uyanır uyanmaz hemen rüyamı bir kağıda yazdım. Zaten bu kadarı da bu yüzden aklımda. Yoksa böylesine uzun bir rüyayı asla aklımda tutamazdım. Hatta belki daha da devamı vardı ama ben yazarken unuttum?.. Bilmiyorum.

Uzun uzun böyle bir şeyin olmasını ister miyim diye düşünmeye koyuldum ve sonuç bir çıkmaz sokaktı. Karar verdim en iyisi hiç ama hiç düşünmemekti. Rüyamda gördüğüm o yüzler ise hala hafızamda! Tuhaf hissetmemek imkansızdı! Küçük kızın bacağıma dokunuşunu düşününce hala içim tuhaf oluyor. Ama yazarak çok büyük bir hata yaptım. Unutamayacağım bir rüya olarak kalacak artık.

Rüyadan sonra düşünebildiğim tek şey galiba herkesin 'yerinde' mutlu ama yok çok mutlu olmasıydı. Karmamı kötü etkilemek istemem açıkçası... Hele ki böyle bir konuda... Tüylerim diken diken oluyor. Ne zor bir şeymiş...

O gün bu rüyanın etkisinden kurtulamadım. Artık bu küçük şehirde daha az insanla karşılaşabileceğim yerlere gitmeyi istiyorum. Gün boyu üzerimde bir gerginlik vardı. Kimseye de anlatamadım. Ama anlatma isteğim içime dolup dolup taşıyordu. Herhangi birisiyle bir şeyi paylaşma isteğiydi bu. Kendi bilinçaltıma kızıyordum. Bana böyle bir oyun oynamamalıydı! Bu, bu çok acımasızcaydı!

Sahi, ben uyandıktan sonra orada neler oldu?..

21 Ocak 2013 Pazartesi

Bir Şarkı Başlattı Her Şeyi

**ÖN UYARI: Bu yazının sonunda, yarısında veya herhangi bir yerinde benimle dalga geçmek, beni küçümsemek ve/veya buna benzer bir eylemde bulunmak yasaktır.


İçinde bulunduğum durumdan kurtulmanın üç yolu vardı. Bunlardan birincisi: Yazı yazmak. İkincisi: Birisi ve/veya birileriyle konuşmak. Üçüncüsü: Kendi kendime kafaları yemek. Ben önce ikinci seçeneği denedim baktım tutmayınca birinci seçenekte karar kıldım. Bu yüzden şimdiden uyarıyorum çok keyifliysen veya keyfin kaçmaya dünden meraklıysa bu yazıyı hiç okuma.

Her şey bir şarkıyla başladı. Şarkının ismi Ben Böyle Değildim'di.


Sonra zaman geçti oh ne güzel unutmuşum, mutlu olmuşum dediğim bir zamanda kulaklığımı taktım müzik dinleyerek keyifli keyifli geometri çözüyordum. (Müzikler karışık olarak çalıyor, ben seçmiyorum.) Hiç yorulmadan cevapları da buluyorum. Motivasyonum tam. Kulağımda çalan şarkı AC/DC - TNT


Sonra birden bir şarkı çalmaya başladı. Soru çözmekten ya da şarkının gelişigüzel çalışına aldırmamaktan vazgeçip aklım sözlerine kaydı. Şarkının ismi: Bal Gibi


İşte zaten ne olduysa da bundan sonra oldu. Sorular (hani az önce takır takır çözdüğüm sorular) çıkmamaya başladım. Sonra sonra fark ettim de ben zaten artık masamda oturmuyordum. Evet, bedenim orada sorularla hala uğraşıyordu ama ben yoktum. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de üstüne çok neşeli bir şarkı olmasına rağmen Athena'dan Arsız Gönül çalınca...


...işte işler karıştı. Tamam biliyorum bu şarkının eğlendirmesi gerekiyordu. Zaten normal zamanlarda beni de çok eğlendirir ama Bal Gibi'nin üstüne değil. Ya da ben kendimde değilken değil. Hiç değil hem de!

Böyle saçma şeyler için aslında yine çok saçma olan ama "şu an" çok mantıklı gelen "saçma" sebeplerim var. Mesela "Ben mesela uçarım mesela yerlere göklere sığamıyorum." dediğimde bu keyifli halimi çok sevdiğini söyleyen birinin olması gibi... (Bir zamanlar tabi...) İşte böyle saçma şeyler...

**Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

15 Ocak 2013 Salı

Başı Bozuk - Muhammed Ali Polat



Arka kapak:

Kimsenin benimle ilgilenmediğini anladığım zaman 16 yaşındaydım. Hayatımda ilk kez bir şeyi doğru anlamıştım. İnan bana seninle de ilgilenmiyorlar. Başına gelenler sana ceza ya da ödül olsun diye değil. Hepimiz öleceğiz ve cehenneme gideceğiz. İskender dünyayı aldı ve şimdi tek hatırlanan gay olduğu. Marie Cruie laboratuarda çürüdü. Ne geliyor gözünün önüne firijit bir bakire, hayır aslında evliydi. Kimin umrunda? Demeye çalıştığım da bu zaten. Bırak ansiklopediler senden bahsetmesin, popüler olma, 2150 yılında Google'da adın çıkmasın, üst geçide adını yazmasınlar. Ah ne gam! Beş sene önce hayal ettiğin durumda mısın? Ya da beş sene sonra hayallerin gerçek olur mu sence? Önemsiz olduğunu kabullen, mızıldamayı bırak!

Başı Bozuk adını taşıyan bu kitap İkinci Adam Yayınları tarafından basılmış. Kitabın yazarı, Muhammed Ali Polat.

Devamını mutlaka oku >>>

12 Ocak 2013 Cumartesi

Konuşasım Var

Ciddi konuşasım var ama baktım etrafta konuşacak kimse yok bari gelip sizinle konuşayım dedim. Hem zaten gelip uzun zamandır da dertleşmemiştim. Çok az vaktim oluyor bloga yazı yazmak için, bunu zaten biliyorsunuz, o az vakti de iyi değerlendireyim, saçmalamayayım istiyorum ama daha fazla tutamayacağım kendimi. Çenem düştü yine! Hem de nasıl bilemezsiniz... Devamlı kitap okumak kitaptan kafamı kaldırdığım her an ise konuşmak istiyorum. Kanarya suyu içirmişler mi bir şey deniyor ama tam bilmiyorum. Galiba öyle bir şey olmuş bana. Kendimle zaten konuşurum ama artık abartacakmışım gibi hissettim ve deli sanılmaktan korktuğum için yapmıyorum... Galiba cidden de deliyim!

Neyse işte yazacağım önemli bir şey yok. Deli gibi kitap okuyup boş boş konuşmak dışında birkaç gündür bir şey yaptığım da yok zaten. O yüzden yazıyı da uzatamayacağım.

Bb.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...