Translate

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Anlatamıyorum!



Ahh! Hayat zor. Cidden zor.

Anlatmak istediğim çok şey var. Sırf kimsenin canını sıkmamak için susuyorum, anlatmıyorum, içime atıyorum falan ama bir an öyle bir şey oluyor ki... İşte o kadar içine atman boşa gidiyor. Çünkü anlatman gerektiği bir an geliyor ama o an anlatamıyorsun. Sonra bir bakmışsın yapayalnız kalmışsın. Çünkü artık arkanda seni dinleyecek kimse kalmamış. Zaten yanında oldukları da yok ya neyse...

Amaan ya dert falan yanmayacağım. Valla bak hak ettim bu sefer. İyi niyetli falan olmayacaksın. Ne oluyor sonra?! İşte kendimi buraya yazarken buluyorum.

Zaten dün günlük yazmayı da unutmuşum. Fena halde sinirliyim şu an.

Kendimi sevmiyorum!!!

Neyse... Tamam sustum.

Hadi bb.

15 Mayıs 2012 Salı

BAZEN


Bazen bir nefes alıştır hayat bazen boş bir bakış taa uzaklara... Bazen minik bir gülümseme bazen büyük bir kahkaha... Bazen rüzgara kaptırmak kendini bazen durgun havayı beklemek... Bazen yağmurda ıslanmatır en güzel an bazen güneşte kavrulmak... Bazen güvendir bazen umut... Ama aslında hep umut hep bir boş vermişliktir ya... Neyse...


Bazen sadece bir iyi niyette saklıdır yaşam. Kimse iyi düşündüğünü anlamasa ve hep kötüye yorsa bile...


Bazen bir dakika sonrasını tahmin edemezsin ama önümüzdeki yılı gördüğün zamanlar olur ya... Ama sadece sen gördüğün için inanmak istemez kimse sana. Sen ne kadar söylesen bile... İşte öyle zamanlarda yaslan arkana ve derin bir nefes al... İçine çek bol oksijeni, rahatla, sakinleş... Sonra karşındakinden özür dile haklı olsan bile. "Sen haklısın, zaten ben de manyağım." de. Çekinme sakın! Bunu demek sana bir şey kaybettirmeyecek inan. O zaman gelene kadar sus. Tek kelime etme. Vakit yaklaşınca her şeyden elini ayağını çek ki senin yaptığın düşünülmesin... Gerekirse konuşma hiç kimseyle. Oluruna bırak her şeyi. Belki birgün sana da hak verirler. ...


(Niye size öğüt veriyormuşum gibi yazıyorum bilmiyorum ama bu durumdayım işte. Böyle anlatmak daha kolay geliyor galiba.)


Aslında hak vermelerini istemezsin o an. Ya da gelip sana birisinin "Sen haklıymışsın." demesini de beklemezsin. Bunu sadece içlerinden geçirseler senin için büyük bir şeydir zaten... Ki başkasının bilmesini de asla önemsememiştin bu güne kadar... Hala içinde hiçbir kötü niyetin olmadığını anlamayacak ama kimse... Sen sadece boşuna çabalıyorsun işte...


Ama yine de olsun be! Değer vermek zaten karşılıklı değildir ki...


Bazen sırf rahatlamak için konuşur ya insan işte şimdi bende bu yüzden yazıyorum...


Bazen işte...

11 Mayıs 2012 Cuma

Okumalık Bir Kitap


Geçen gün kitaplığımdaki okumadığım ama hepsini de çok okumak istediğim kitaplara bakıyordum ve içlerinden birinin ismi çok ilgimi çekti. Sanki gel beni oku diye bağırıyordu oradan. İşte o kitap: "Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm" Livaneli'den.

Kitabı 2 günde bitirdim. Ama okuduğum saatleri toplarsak 2 - 3 saat anca yapar. O kadar akıcıydı ki... Ne zaman başladım ne zaman bitti anlamadım bile. Çok güzel ve çok etkileyici; sarsıcı...

İlgilenenler için kitabın arkası:

Sıcak ülkelerden, Stockholm'un kar altındaki caddelerine ve buz tutmuş göllerine savrulan siyasi mülteciler.
Yaşamı paramparça olmuş Sami'nin, bir Kuzey hastanesinde önüne çıkan yaşlı bakan.
   Bir cinayet planı ve Sami'nin yaşamını etkileyen bir kedi. Çevresindekileri kendisine aşık eden Şilili bir genç kız; yakıcı öfke nöbetlerine kapılan güzel Clara. Bir uzay istasyonu kadar garip ve uzak buldukları iklimde kıvranan, acı çeken, kıskanan, cinsellikle avunmaya çalışan ve öç alma hayalleri kuran insanların romanı.
   Sami, Clara, Juan Perez, Rıza, Garcia, Adil ve Yoriko'nun hikayesi, uzun süre etkisinden kurtulamayacağınız bir derinlik ve elinizden bırakmayı olanaksız kılacak, soluk kesen bir kurguyla anlatılıyor.


Gerçek bir şaheser! Teknik ve psikolojik olarak mükemmel. Öldürmek mi bağışlamak mı ikilemini en iyi veren roman...
YAŞAR KEMAL

Livaneli, dönemin saplantılı siyasal inançlarını, roman akışı içinde ustalıkla yedirerek anlatıyor.
DOĞAN HIZLAN (Hürriyet)

Yazarlığının olgunluk çağı nişanesi!
REFİK DURBAŞ (Sabah)

Kolay okunan çarpıcı bir roman. Tatile giderken yanınıza alın.
HINCAL ULUÇ (Sabah)

Kronolojiyle ve okurla, kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor ve iki boyutlu bir gerçeği, büyük bir ustalıkla anlatıyor.
ALTAN GÖKALP (CNRS Paris)

Şimdi kitabın arkasında yazanlara bakınca kitap çok siyasi bir kitap gibi gösterildiğini fark ettim. Aslında alakası bile olduğunu düşünmüyorum. Sadece dönemin siyasal olaylarından yola çıkılarak yazılmış mükemmel kurgusal bir roman. Ve bu yüzden de en çok Yaşar Kemal'in ve Altan Gökalp'in yorumunu beğendiğimi söyleyebilirim. Ayrıca herkese de okuması için tavsiye edebilirim.

Ayrıca kitap 2001 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü almış.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Huzur Veren İki Adam

Bunu daha önce de defalarca yazdım. Biliyorum. Ama yine yazacağım yine yazacağım yine yazacağım. Dünyadaki herkes Bülent Ortaçgil'i ve Teoman'ı tanıyıp sevinceye kadar yazacağım. (Tamam, biraz fazla uçmuş olabilirim ama yine de katkım olacağına inanıyorum.)


Mükemmel insan yoktur deyip dursam da bu iki adam mükemmel!!!


Ruh halim ne olursa olsun kendimi iyi hissetmemi başka hiçbir şey sağlayamıyor. Biraz Teoman biraz Bülent Ortaçgil... Hele ikisi beraberse... Değmeyin keyfime!


Bugün çevreme pek yansıtmamaya çalışsam da canım çok sıkkındı. Daha doğrusu aklımı meşgul eden bir sürü soru işareti vardı. Önce spor yapmak sonra üstüne soğuğa yakın ılık bir duş, yemekte balık ve son olarak da "huzur veren iki adam (Teoman ve Bülent Ortaçgil)" ...


Galiba şu an daha iyiyim. En azından dinlenmiş hissediyorum. Ve bunu onları dinlediğimde hep hissediyorum. Çünkü içime huzur doluyorken dinleniyorum.


Hadi dinleyelim:


BÜLENT ORTAÇGİL & TEOMAN - ZAMPARANIN ÖLÜMÜ / BİR TEK SEN YALAN



6 Mayıs 2012 Pazar

Sil Baştan

İşte yine başladık en baştan. Zaten dönüp dolaşıp başa dönmüyor muyuz? Hep aynı şeyler... Sonumuz hayrola.

4 Mayıs 2012 Cuma

Hem Yara Bandım Hem Yaram


Hem en büyük mutluluğum hem de en büyük hüznüm...

Ya olmasaydın:

Düşünüyorum da her şey eksik kalmış olurdu. Şu an benim ben olmamdaki her şey eksik olurdu. Ve zaten galiba ben olmazdım. Kişiliğin tamamlanma sürecinde ne yaşadığımız çok önemlidir. Doğrusuyla yanlışıyla benliğimizi oluştururuz. Ve çok büyük hatalarım da oldu hiç hatalarımda... Hepsi ders oldu. Hepsi de nefes gibi faydalı...

Şimdi ağlamaktan yeni vazgeçtim. Mutsuzluktan değildi ağlamam. Sinir boşalması işte...

Çok merak ettiğim bir şey vardı ve öğrendim.

Canım yandı.

Sustum.

Ve susmaya devam edeceğim. Konuşmak kazanmak demek değil bu sefer. Belki kazanmak yok işin sonunda. Ama en azından sessiz kalıp sadece kendime zarar vereceğim.


***Bunu yazma sebebim kendime verdiğim bir sözü tutabilmek. Umarım bu işe yarar...

3 Mayıs 2012 Perşembe

Dilek Kutusu



Hafızamı kaybetmek istiyorum bazen. Bu benim kendimce geliştirdiğim basit kaçıp kurtulma yöntemlerinden biri. Aslında kaçmaktan nefret ederim. Anında çözüm isteyenlerdenim, sabırsızım falan... Ama düşünüyorum da yaşamdan bir kaç ay kaçmak hiç fena olmaz. (Hayalperestliğim üstümde.)

Uzunca bir süre yani günlerce yani aylarca yani yıllarca hiç uyanmadan uyumak istiyorum. Kötü rüyalar görmeliyim bu süre içinde. En kötü rüyaları. Ama sonra temiz güneşli bir güne uyanmalıyım. Bahar çiçekleriyle dolu güzel bir güne. Uyandığımda duyduğum o korku geçmeli hemen üstümden. Her şeyin bir rüya olduğunun farkına varmalıyım. Ve hayat çok güzel yaşamak mükemmel diyebilmeliyim.

Benim son zamanlardaki en popüler dileğim bu. Gerçek olması imkansız olan en popüler dileyim...

2 Mayıs 2012 Çarşamba

DOKTOOOORRRRR





Hayatta zor kararlar almamız gereken zamanlar vardır. Ya bir şeylerden -bizim için değerli olan bir şeylerden- sonsuza kadar vazgeçmemiz gerekir ya da onlara her yönleriyle katlanmamız. Aslında bu ölümle yaşam arasındaki ince bir çizgi gibi. Çünkü vazgeçtiğinizde hayatınızda değeri çok büyük olan bir şeyin eksikliğini çoook uzun zaman hissedersiniz. Ve bu his zaman zaman çok büyük acılar çektirir insana. Ama öte yandan yanınızda olmasının katlanılmaz, iğrenç tarafları da vardır ve onlar eğer düzeltilemeyen şeylerse sonsuza kadar katlanmak işkence olabilir. Yani ya ölürsünüz ya da sürünürsünüz. Seçim sizindir. Sanki çok kolay bir tercihmiş gibi de hemencicik karar vermeniz beklenir sizden. Oysa kararınız belli olsa bile üstüne düşünüp var olan düzenin sürmesini isteyebilirsiniz. Ama seçeneklerde o yoktur. Ya ölüm ya da kalım.


Hayatımda iki kere bu zor seçimi yaptım galiba. Birinde vazgeçmek çok uzunca bir vaktimi alsa da vazgeçebildim. Ama korkarım artık o kadar cesur değilim. Ölmek o kadar basit gözükmüyor gözüme. Bütün acılarıyla yaşamayı seçiyorum şimdi. Üzerime çöken ağırlığı, durup dururken ağlamamı çok hor görmeyin bana. "Aaa, zavallı kıza bakın!" da demeyin. Zavallı değilim. Yalnız kalmaktan korkmak bir zavallılık olamaz. ...


Ki aslında çok sevip çok değer verdiği insanları hemencicik kaybetmeye de alışık bir insanım. Gelirler hayatıma birden girip büyük bir yer edinirler. Sessiz ve kendi içime dönük yaşadığım bu hayatta birden her şeyim olurlar. Sonra elbette benim de büyük hatalarım olur. Ama inandığım bir şey var: Hiçbir hata tek kişiye ait değildir. Ben bu hataları paylaştığımıza inanıyorum. Neyse zaten çok önemli de değil. Çünkü belki ismi hata bile değil. eğer yargılarımızın farklı olmasından başka hiçbir şey değil hatta...


Benim en büyük hatam herkesi kendim gibi sanmam. Kendi değer yargılarımla düşünüp kendi doğrularıma göre karar vermem. Paranoyakça, psikopatça şeyler... Belki de şizofreniyimdir. Belki bir manyak... Belki hayatımın sonuna kadar bir hücrede tek başıma yaşamalıyımdır, insanlara zarar vermemek için...


...


Bilmiyorum ama kısaca çok pişmanım ve çok canım yanıyor. Yaptığım her hata, her terk edişten dolayı...


Galiba bir doktora ihtiyacım var...

Rüyaya Yatmak



OHA!!


İnanmak istemiyorum. Bu şaka olsun. Lütfen...


geçen gün gece çok saçma olduğunu düşündüğüm ve yarım yamalak hatırladığım bir rüya görmüştüm. Az öce bilgisayarı kapatıp yatağa kafamı koydum ve biraz durduktan sonra o rüya gözümün önüne geldi. Anladım ki bugünü anlatıyormuş bana. Ben yine olmasından korktuğum bir gerçeği görmüşüm...


Uyuyamıyorum, evet! Çünkü göreceğim her rüyadan korkuyorum. Gerçek olmasından korkuyorum...

ŞİFRELİ YAYIN





Hani bazen bir hata yaparsın. Ufağından, minik bir hata. Hatta hata bile denemez ya ona aslında. Şaşkınlığına gelmiştir işte... Hatadan çok saçmalık denir ona. ...


Ya da belki hatayı yapan ben olduğum için bana öyle geliyordur bilmiyorum...


Neyse bedeli ağır olur işte. Söylenmiş bir dünya yalan çıkagelir ardından. Nefes almaya düşünürsün. Ne olduğunu anlamaya çalışırcasına. Ama aslında çok da şaşırmazsın. Büyük hatalarında küçük hatalarında sonucu hep aynıdır çünkü. Hep bir yok sayış hep bir görmezden geliş hep bir suskunluk hep gidiş. ...


Oysa sen hep görmezden gelmişsindir. Boş ver bu küçük şeyleri büyütme kafanda diyerek geçiştirmişsindir. Kirlenen kendi ismin olsa bile... Ama o daha ne ki? Vefasız arkadaş da olmuşsundur eminim herkesin gözünde. Yalnızlığa bilerek yürümüşsündür o bir başınalığı yalnızlıktan saymayarak... Gizemli kişi havasına bürünmeye çalışan salak bir ergen gibi... Aa unutuyordum. Uğruna yediğin hakaretleri bile aldırmamışsındır. ...


Daha ne denir şimdi bilmem ki ben. Yine saçmalıyorum zaten öylesine. Kimse anlamasa da ne anlattığımı anlatıyorum işte ben öylesine. Devam ederek rahatlayacağım galiba ya da belki...


Sen bile inanacaksındır neredeyse mükemmel insan olduğuna. Öyle güzeldir övgülü sözler duymak. O kadar da zavallıca... En mükemmelerini hak ettiğine inanman da istenir ama boş ver inanma. Yok öyle bir dünya...


Bir uğura ihtiyacım var belkide küçük bir uğur böceğinin minik dokunuşuna...


Söylemeye cesaret edemediğim iki ayrı mesajım var. Atmaya cesaret edemediğim gibi buraya yazmaya da cesaret edemeyeceğim galiba...


Ama şifreleyerek yazacağım:


Mesaj-1: Uğpl uğalbrtyö.


Mesaj-2: Dltçc ığf roçeçn çöç... Griyö ızpzp nyvoy rouyp çtnçgçüö.


NOT: Bunların ikisi de farklı kişiler için. Anlayanlar yorum olarak açıklamazsa mutlu bile olurum belki...


UNUTMAYIN! Herkes hata yapar ve her hatanın bir bedeli olmalıdır. Adil bir bedeli...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...