Translate

30 Ocak 2012 Pazartesi

Hayat Hata Götürmez


Yine uzun bir aradan sonra tekrar yazıyorum...

Uzun zamandır yazmamamın sebebi hayatımın durağanlığı ve bilgisayarı açmaya üşeniyor olmamdı. Bugün zaten açıktı o yüzden yazabiliyorum yoksa ben yine üşenirdim.

Neyse boşverelim, fasa fiso bunlar... Gelelim konumuza:

Aslında nasıl ifade edebilirim şu anı tam olarak bilmiyorum. Zaten bir tarifi de yok. İçim hem kıpır kıpır hem de bir o kadar durgun. Kalbim hem deli gibi çarpıyor hem de sanki hiç atmıyor. Hem kahkahalara boğulup gülmek istiyorum hem de hıçkıra hıçkıra ağlamak. Hem sonsuz bir sessizliğe bürünmek istiyorum hem de avazım çıktığı kadar bağırmak. Hem uyuyup hiç uyanmamak istiyorum hem de hiç uyumamak. Hem unutulup yok olup gitmek istiyorum hem de hiç unutulmamak. Kısacası öyle büyük bir karmaşanın içindeyim ki... Öyle büyük bir ikilemdeyim ki...

Akışına bırakayım dedim, o da olmadı. Yapamadım. Bana göre değilmiş akıp gitmesini sağlamak; geç de olsa anladım. Tabii pişmanlıkla oldu bu; orası ayrı...

Neye yarar değil mi şimdi pişman olmak? Her şey olup bittikten sonra... Ne kurtarır ki bu durumu? Hiçbir şey...

Aslında galiba pişman da değilim. Yani keşkelerim var ama pişmanlık bunun tam karşılığı değil. Olmasını istemediğim bir şey yapmadım. Sadece elimden kayıp gidenlere canım yanıyor, o kadar. Düşünüyorum, tutmak istesem gitme desem kalır mıydı diye; hayır hayır, daha hızlı giderdi. Ama böyle susup her şeyi kabullenip ezikliği yaşamak mı daha iyi, hayır o da değil. Olay ne peki? Hata nerede? Yıllar yıllar öncede. Artık düzeltilemeyecek kadar geride... Ve ben o treni çoktaaan kaçırdım.

Şimdi bazen gerçek, bazen yalan da olsa hep gülüyorum. Mutlu olmayı hak ediyor muyum, bilmiyorum ama yüzüm gülmek zorunda, buna eminim. Dik durmak, dik yürümek ve hep gülmek zorundayım. Ve kötü duasını üzerimden eksik etmeyen onca insana rağmen güçlü olmam şart. Bunu kendim için yapmalıyım.


Meraklılarını: Ne oldu? Niye böylesin? diye soracaksanız hemen açıklayayım: Ben de bilmiyorum. Ama bu yazı ve yazının eklentileriyle aslında açıklamaya çalıştım.


EK 1: İçimden Sesler

EK 2: ipekTo Twitter'da

EK 3: Yazının başındaki fotoğraf.

18 Ocak 2012 Çarşamba

BEN GERİ GELDİM


Uzun zamandır yazamıyorum. Aslında anlatılabilecek o kadar çok şey var ki... Ama bir türlü yazı yazmak içimden gelmedi. Hatta son günlerde bilgisayarı açmaya bile üşenir oldum. Okuldan sonra dershaneye git, dershaneden eve gel. Yoruluyorum vallahi...

Şimdi anlatılacak çok şey var dedim ama hiçbirini uzun uzun anlatmaya mecalim yok. Kolayını yapıp yazının sonunda hepsini özetleyeceğim.

Ama ortada bir yazı var mı bu da düşünülmeli. Şu an yazı yazmaya kendimi zorluyor gibiyim. Günlerdir sanki bir sorumluluğumu yerine getirmemiş gibi hissediyordum. Bugün aslında sadece bu sorumluluğumu yerine getirmiş olmak için yazıyorum.

Eskiden iki dakikada büyük bir keyif ve şevkle uzun uzun yazılar yazardım. Korkarım hevesim kaçtı.

Oysa ben daha yazar olacaktım...

Neden böyle oldu bilmiyorum ama bunu şu son günlerin çok hareketli geçmiş olmasına bağlıyorum biraz da. Galiba olup biterler beni çok yordu ve yazı yazmak bile zahmetli bir iş gibi gelmeye başladı.

Neyse gelelim bana: Öncelikle bugün çok keyifliyim çünkü çok güzel bir gün geçirdim. Ama maalesef geçtiğimiz günler için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. On beş gün boyunca yazı yazmamamın sebebi cidden hayatımda hiçbir şeyin olmayışı değildi. Aksine tüm hayatım değişti diyebilirim. Yani en azından ilk başta öyle olacak gibi gelmişti. Bu yüzden zor geçen bir kaç gün oldu. Ama ne hayatım alt üst oldu ne de çok büyük şeyler değişti. Hatta aksine eskiye göre çok daha güzel geçiyor günlerim. =)

Çok büyük hatalar yapmışım ben çok önceleri. Boşuna dememişler hatanın neresinden dönersen dön kardır diye. Büyük olduklarını sandığım küçük insanlar varmış hayatımda. Şimdi ise sadece gülüyorum o küçük insanların büyük saçmalıklarına. Hem sadece ağzımla da değil bütün hücrelerimle gülüyorum onlara. Evet zor geçen günlerim oldu ama onlara bana bu büyük keyfi yaşattıkları için teşekkürü bir borç bilirim. İnsan bazen hayatından dost sandıklarını da çıkartmalıymış. (Yanlış anlamasın gerçek dostlarınıza iyi bakın. Onlar en kıymetliler. Dost sandıklarınız gitmeli.)

Sevgiler... Saygılar...

3 Ocak 2012 Salı

2 Ocak 1943 - Bir Üstat Doğuyor

Gün bitmeden Barış Manço'yu da anlam gerekir... O mükemmel bir adam. Ve dinlemeye asla doyamadığımız mükemmel şarkılar bıraktı bizlere. Kendisinin de bir sözü var: "Bir gün ölürsem öldüğüm günü değil, doğduğum günü hatırlayın." diye. Büyük üstadın sözüne sadık kalmak gerekir. Doğum günün kutlu olsun Barış Manço. İyi ki var olmuşsun...

Benim en sevdiğim şarkılarından biri gelsin şimdi de:

Kol Düğmeleri

Bir Yaprak Uçuyor Ağaçtan...


Niye yazıyorum? Sorun bir. Bir sorun. Ben de bilmiyorum ki... =)) Ama öylesine işte. Yazasım geldi. =)) Keyfim yerinde bugün biraz. Biraz da yorgunum bir şey yapasım yok bari yazı yazayım dedim. Ama tabi onda da yazacak bir şey bulamadım. =)))

Ve yazacak bir şey bulamayınca bari bir şarkı paylaşayım dedim.

Dinlerken huzur bulduğum, çok keyif aldığım bir şarkı.

Diyor ki şarkıda: Aşk da zaten tesadüfen...

Neyse çok keyifli gerçekten.

Benim içimi ısıtan bir melodisi var. Sözleri de gayet hoş...

Hadi beraber dinleyelim.

Teoman söylüyor: Tesadüfen

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...