Translate

30 Kasım 2011 Çarşamba

19 Kasım 2011 / Dershane

***Bu yazıda bahsi geçen kişiler, olaylar ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür ve gerçekle hiçbir bağlantısı yoktur.

***Baştan uyarıyorum yazıyı okuyup illa birisi bir üzerine alınmak isterse sonra vazgeçsin bu fikrinden sebebi yukarıda yazıyor.

Bu yazıyı yazınca daha sonra bloğa koyarım diye düşünmüştüm ama zaman içinde olan olaylar beni bunu yapmaktan alıkoymuştu. Ama az önce bu fikrimden vazgeçtim ve yayınlama kararı aldım... İşte yazı:






" 19 Kasım 2011
Cumartesi

Bunu sana vermeyeceğim aslında. Niye yazıyorum bilmiyorum da. Galiba amacım sadece biraz rahatlamak. Şu an dershanenin kütüphanesindeyim. Ortalarda bir masada oturuyorum. Burada bir kaç kışı var; çok kalabalık değil. Kimisi dedikodu yapıyor kimisi test çözüyor bazısı da tıkınıyor. Ben çok farklı bir alemde, kendi dünyamda sana yazıyorum.

Yazıya başlamak için bir başlangıç kelimesi bulamadım. Aklıma sana dair bir kaç bir şey geldi, gelmedi değil ama bunlar çoook eskiye dair sözlerdi. Sana "Bebişim" diyebilirdim mesela veya "Işık Kaynağım" ya da hala telefonumda kayıtlı olduğun isimle "Balık Hafızalı" da diyebilirdim. Ama bu samimiyetin bir kaynağı olmalıydı. Düşündüm bulamadım.

İçimden sana hala Işık Kaynağım demek geliyor. Çünkü bu güne kadar attığım her adımda senin ışığından faydalandım. Bundan sonra da büyük ihtimalle öyle olacak. Çünkü ben senden çok şey öğrendim. Ve öğrenmeye devam ediyorum... Az daha tekrardan kapılıyordum rüzgarına biliyor musun? Çok az kalmıştı. Macerayı çok seven bu ruhumla kontrol edemeyeceğim kadar büyük bir kuvveti olan rüzgarında savrulup gidecektim belki yine. Son anda rüzgarın durmasıyla fark ettim bunu. Duran rüzgara minnet mi duymalıyım yoksa kendi kendime yine bir son yarattığım için seninle ilgili ilk pişmanlığımı mı yaşamalıyım bilmiyorum ama beni öyle çok korkutuyorsun ki çareyi senden kaçmakta buluyorum. Yaşadığımız onca şeye, kendime rağmen senden uzaklaşmak istiyorum. Katilim olacakmışsın gibi geliyor. Bana bakışlarından korkuyorum. Bana söylediklerinden korkuyorum. Senden korkuyorum! Bu söylediklerim kulağa komik geliyor değil mi? Ama gerçekler böyle işte. Teşekkürlerimi sevmezdin eskiden ama bana yaşattığın bütün mutluluklar için her şeye rağmen teşekkür ederim...


İpekTo"

23 Kasım 2011 Çarşamba

Mükemmel Dostlar(!)


Gelip bana neden çok sinirli olduğumu, neyim olduğunu falan soruyorlar ya sinir oluyorum!!! Bunun iki sebebi var: Birincisi anlatmak istersem anlatırım sinirli olan benim, bu seni niye bu kadar çok ilgilendiriyor? Sana ne?! İkincisi belki de seninle ilgili. Hiç düşündün mü acaba sadece bana karşı mı böyle diye?!

Bazen gerçek olduğunu bilirsin ama bilmemek istediğin şeyler olur ya ama sonra haklı çıkarsın, haklılığını görürsün ve haksız çıksan daha az üzüleceksindir. İşte öyle bir durumdayım. Keşke haksız çıksaydım diyorum. Sonuçta öyle ya da böyle geçmişte bir zaman diliminde güvenip dostum olarak görmüşsem bir insanı sonra amaçsızca, saçma salak şeyler yüzünden ona karşı olan bütün güvenimin yıkılması ve içimi belki bir daha hiç olmayacak büyüklükteki bir kinin kaplamış olması benim de hiç hoşuma gitmiyor. Ve şöyle gerçek bir durum var: Ben kin tutmaya başlamışsam artık bunun geri dönüşü asla yoktur. O kin asla azalmaz, aksine hep büyür büyür büyür... Bir de bu sefer ivmeli büyüyor. Böyle hızlı büyüyen bir kin tutmamıştım daha önce. Ben bile şaşıyorum.

Ama seviyorum kinci olmamı. Aynı hataya ikinci kez düşmemem için resmen koruyor beni. Tıpkı bir kalkan gibi. Hayata olumlu yönden bakmak gerekir sonuçta. Dost kazığı yemek çok tatlı bir şey değil hatta ben acıyı severim ama acı bile değil tatsız tuzsuz bir şey... Ama iyi ki yemişim diyorum. Ya daha geç fark etseydim? Ya daha geç görseydim insanların gerçek yüzlerini? Ya o sevimli maskelerini daha fazla tutabilselerdi yüzlerinde? Daha çok acısaydı canım daha mı iyiydi? Bu yüzden iyi ki olmuş böyle bir olay diyorum. İyi ki onları tanıyabilmişim. Şimdi sadece o insanlara gereksiz yere verdiğim değer için üzülüyorum. Onlarla hayatı paylaşıp boşa vakit harcadığım için üzülüyorum. Onlara harcayacağım o vakitleri hak eden bir taneciklerim için harcasaydım da en azından değseydi diyorum. Ama olan oldu artık. Giden zaman geri gelmiyor. Bundan sonra kime ne kadar vakit ayırmam gerektiğini iyi biliyorum. Evet giden zamanı geri getiremem ama bundan sonra da bir salisemi bile harcamam o insanlar için...

Bir de çok yüzsüz, ukala ve cesur oluyor bunlar! Hangi cesaretle, hangi yüzle diyorsun sen o sözleri bana?! O gün, o an susmuş, bir şey dememiş, kendimi tutmuş olabilirim ama bu sana bu cesareti nereden veriyor?! Ayrıca sen kimsin ki bana nasihat veriyorsun ya?! Bir de verdiği nasihat nasihat olsa bari! "Ben senin yerinde olsam bir daha ona asla güvenmem. Yüzüne bile bakmam. Bla bla bla" Sen önce kendine bak ya! Ben sana niye güvenip senin sözlerini dikkate alayım ki?! Bunu hiç düşündün mü?! Sen hangi cesaretle bunları söylüyorsun çok merak ediyorum!.. O cesaretten herhangi bir yerde satılıyorsa bende satın almak istiyorum! Gerçi sadece bunlarla kalsa yine iyi yani. Şöyle bir düşününce bunlar onun yanında hiçbir şey kalıyor.

Başka biri de gelip: "Ne yani bana ne o benim hakkımda böyle düşünüyorsa bundan sonra bende onu umursamam deseydi daha mı iyiydi?" diyor. Evet keşke öyle deseydi en azından bir kişiliği kalmış olurdu geriye. Bu kadar amaçsız, saçma bir hareketi olmazdı. Ben kimseye onunla konuşma, bununla konuşma gibi şeyler söylemedim. Ayrıca andaç yazmayın vs. hiç demedim. Bir de benim ne düşündüğümü öğrenince gidip yazdığı andacı çöpe atmış, küsmüş falan. Bir de bunları kendi iradesiyle yapmış gibi anlatıyor olması... Uu uuu... =O Mükemmel. Süper bir arkadaş. Hayranım, tapıyorum ona!!! Ayrıca bana çok saçma çok ters gelen bir şey daha var. Bir insanı ya seversin ya da sevmezsin. Bunun ortası yoktur. Ya da bir gün sevip bir gün sevmeyip diğer gün de nefret edemezsin. Bu çok saçmadır. Önce sevmeyip sonra ısınan sonra seven sonra oo çok çok çok seven daha sonra da birden nefret eden bir insandan ne beklersin ki zaten?! Hata bende. İki günde bir karar değiştiren insan cesurca benim karşıma mı çıkacaktı. Ne kadar safım!!! Ben inanmıyorum bir insanın başka bir insan hakkindeki düşüncelerinin bir iki günde veya bir iki haftada değişeceğine. Güven ve sevgi benim gözümde çok değerli kavramlar ve benim için zaman alırlar. Ne kadar çabuk oluşurlarsa o kadar da çabuk yıkılacaklarına inanırım ben. En sağlamı zaman alanıdır. Zaman almayan bir sevgi, zaman almayan bir güven sadece enkazlarla sonuçlanabilir. İşte bu yüzden "Ben senin yerinde olsam daha fazla güvenmem." dediğin insana şu an sana güvendiğimden bin kat belki çok daha fazla daha çok güveniyorum. En azından o söyleyebiliyordu. En azından buna cesareti vardı. Ben düşündüğüm hiçbir şeyi boşa düşünmüyorum. Kaynağı sahibi bütün düşüncelerimin. Hepsinin de arkasındayım. Hem söyle şimdi haksız mıyım? Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek dönüp bakar mı?

Sanki ben salağım. Onun ne zaman ne yapacağını, neyi ne zaman anlayacağını fark etmeyecek kadar tanımıyorum onu da yedim bu yalanlarını.

Ama kabul edelim gerçekçi oyun oynuyorum. O an söylediğim iki güzel yalana ne kadar da çabuk inandı. Kim saf kim ayakta uyutuluyor gördük böylelikle. Masum, sevimli arkadaş numaraları. Hayatta karşılığını beklediğim çok az şey var. Bazı konularda çok hassasım. Ben dikkat ediyorsam bazı şeylere karşılığını beklerim. Gerekiyorsa konuşmuyorsam, gerekiyorsa yüzüne bile bakmıyorsam karşılığını aynen beklerim. Karşılığını görmediğimde de susuyorsam bu mükemmel anlayışımdan değil konuşacağım günü beklediğimdendir. Sanıldığı kadar anlayışlı ve sevimli biri değilim. İşin gerçek kısmı bu.

Unutmadan söyleyeyim: Bazıların arkasından bile konuşurum ama konuşuyorsam eğer onlardan konuşmadıklarım kadar çok nefret etmem. Ama senin hakkında konuşmayacağım. Nefretimin azalmasına izin veremem. Çünkü verdiğim değerin bir gramını bile hak etmiyorsun. O değeri gerçekten hak edenlere haksızlık olsun istemem. Ama merak etme yalnız değilsin gömdüğüm yerde. Senin hakkında konuştuğum için kendini biliyorsun o kadar. Daha o kadar çok sustuklarım var ki anlatamam.


***Yazıdan her okuyan üstüne alınıp gereksiz anlamlar çıkarmasın. Alınması gereken kişi eminim ki kendini biliyor. Ya da alınması gereken kişiler. Tabii bir ara vakit ayırıp okurlarsa...

21 Kasım 2011 Pazartesi

Bir Minik Alıntı REV'den


"Neyse ki... Yapamadım... Olabildim mi senin gibi?.. Söylemen gerekenler bunlar mı?.. Yoksa yine boşuna saçmaladım mı?.. Hatırlar mısın beni?.. Çok sevdiğimi... Şu an çok ağladığımı... Özür dilerim... Geçmiyor..."

REV

Bu güzel sözden faydalanmama izin verdiği için arkadaşıma teşekkür ederim. =) Diğer bir sürü güzel sözleri, şiirleri için ise:

Gece, Ay ve Bizim Çocuklar

ve

Rev.

20 Kasım 2011 Pazar

Geç Oldu Ama: İyiki Doğdun!!!


Bir tanecik sırdaşım, benden bıkmayan, sıkılmayan ve bundan sonrası için yanımdaki varlığına en çok güvenebildiğim tek insan, neşem, huzurum;

Ben çok mızmız ve her şeyden çok çok şikayet eden bir insan olarak bir tek senin varlığından şikayet etmedim bu yaşadığım küçük zaman diliminde... Çünkü başka hiçbir ses, hiçbir yüz, hiçbir gülümseme hatta hiçbir gıcıklık seninkiler kadar doğal ve içten değildi. O pozitif enerjinle; rahatlatan, huzur veren sesinle, bana karşı gösterdiğin mükemmel sabrınla kalbimin en derin, ulaşılması en zor yerlerini fethettin. Ben seni ne ara bu kadar çok sevdim onuda hiç bilmiyorum ama iyi ki odunluk yapmayıp sevmişim... Ben hala geceleri pofuduk oyuncaklarıyla uyuyan küçük bir kız çocuğuyum. Bazen bu küçük oyun dünyamda bir oyun arkadaşına bazen bir kardeşe bazen bir ağabeye ihtiyat duyuyorum. Ben o kadar şanlı bir insanım ki bunların hepsini tek bir kişide bulabiliyorum. Yeri geldiğinde en iyi oyun arkadaşım, kardeşim, ağabeyim olduğun için sonsuz defa teşekkür ederim... İyiki varsın... Seni iyiki tanımışım... İyiki doğmuşsun... Doğum günün kutlu olsun canım benim. Yeni yaşın sana bol şans, bol mutluluk, bol huzur, bol para ve getirebildiği bütün iyi şeylerden bol bol getirsin. Ve hatta olmuşken birazda hayatına heyecan getirsin. =) Hep hayatımda kal ve beni hep mutlu et. Çünkü artık biliyorum ki sensiz olmaz...

Bu yazdıklarımın hiçbiri sana layık olamaz ama benim elimden gelen bu. Hoş gör o yüzden. =) Çok çok çok seviliyorsun... Mutlu ol!

18 Kasım 2011 Cuma

Gecenin Bir Vakti Aklıma Gelirsin Ya...


Şimdi ölmeni istiyorum diyeceğim sonra vazgeçip hayır ölme sürün diyeceğim sonra ettiğim bedduanın gerçek olduğunu düşünüp yine senden çok ben üzüleceğim... Bu yüzden hiçbir şey demeyip sessizliği seçeceğim.

İşte her gece böyle uyuyorum ben...

17 Kasım 2011 Perşembe

MANTIĞIM vs. DUYGULARIM


Nasıl anlatılır, bu içimde bulunduğum duruma ne denir bilmem ama çok normal günler yaşadığıma inanmıyorum. Zaten başka kimin bu kadar inişli çıkışlı bir hayatı vardır ki? Bir insanın bir gün önce hissettiği şeyle diğer gün hissettiği şeyler arasında ne kadar büyük farklar olabilir ki?

Değil büyük farklar uçurumlar bile olabiliyor işte. Hatta tam zıt şeyleri bile hissedebiliyor insan.

Mantığım direniyor demiştim ya korkarım yenik düşmek üzere... Korkarım iki gün önce ahkamlar kesen mantığım bugün duygularımın yoğun baskısına daha fazla direnemeyip savaşı bıraktı ve teslim oldu...

Ee peki şimdi ne olacak?! Ben şimdi ne yapacağım?!

Mantığım tekrardan taarruza geçmezse korkarım bu durum daha da kötüye gidecek benim açımdan...

Ama aslında mantığımın yenildiğine çok da şaşırmamak gerekir. Çünkü zamanlama mükemmel yani... Böyle bir zamanlamayı bir insan nasıl bu kadar mükemmel ayarlayabilir bilmiyorum ama cidden süper. Al şimdi başına derdi! Hadi bakalım bu sefer durumu nasıl değiştireceksin?! Nasıl geriye çevireceksin?! Bunları soruyorum kendi kendime ve verebildiğim tek cevap "Bilmiyorum..." oluyor. Ne olurdu iki haftacık sonra olsa tüm bunlar? Olmaz mıydı yani?.. Olmazdı tabi eğer olsaydı mantığımı öyle güçlü bir ordu haline getirmiştim ki... Duygularımın bütün zayıf noktalarının koordinatlarını da biliyordu üstelik. Ama benim açımdan yanlış zamanlama!..

Ne yaparsın, yanlış zamanlama işte... Yapacak bir şey yok şu an için. Varsa bile ben bilmiyorum... Bir süre böyle idare etmeyi deneyeceğim. Belki buna da alışırım...

Alışırım diyorum ama alışamam gibi geliyor. Benim gibi bir insan buna nasıl alışır bilmiyorum ve hiç de mantıklı gelmiyor. Ve zaten mantığım doğru yolda olmuş olsaydı şu an büyük ihtimalle bunları yazmıyor olurdum.

Ve o mükemmel bilinçaltım. Ben seni en son oradan kovmuştum ve iki üç gün tam yok olmuştun ortalıktan işte yine başa döndük. Dün gece boyunca toplam altı kez uyandım. Bir gecede altı ayrı rüya! Ve bir de üstüne üslük sabah alarmım çaldığında beni yine bir rüyadan uyandırmıştı yani aslında altı da değil bir gecede tam yedi rüya gördüm. Uu uuu!!! =O Ben ne ara uyudum?! Hiçbir fikrim yok. Çok tuhaf diyeceğim ama değil; bu rüyaların hepsinin birleştiği tek bir nokta vardı. Bil bakalım ne?! Aaa çok zor(!) bir soru asla bulamazsın cevabı. Tamam seni daha fazla meraklandırmayacağım. Tabi sensin!!! Çok zordu değim mi cidden tahmin etmek?! Eveeet öyleydi!!!

...

Stresten kendimi resmen yemeğe verdim. Normal bir insan bir günde benim yediklerimin yarısını bile yese mide fesatı geçirip ölür. Benim midem buna daha ne kadar dayanacak ona da şüphelerim var zaten ama yaşayıp göreceğiz. açıkçası şu an onu da pek fazlaca umursamıyorum...

Bakalım gelecek günler bana neler getirecek...

13 Kasım 2011 Pazar

Demekle Olmuyor İşte


Sil baştan başlamak gerek bu sefer, dedim önce. Sonra kendi kendimi bir güzel ikna da ettim. Zor oldu tamam bunu kabul ediyorum ama olmuştu. En azından ben öyle sanıyordum...

İki gün boyunca hiç aralıksız Şebnem Ferah'ın Sil Baştan şarkısını dinledim. Beni etkilesin diye. Etkilesin ki ben de sil baştan başlayabileyim diye. İşe yaradı da aslında. Silip atmıştım güya her şeyi. Baştan başlamaya bütün hücrelerimle hazırdım sanki. Sil baştan başlayacaktım her şeye; her şeyi unutup hayatı sıfırlayacaktım. Çok kolaydı ya zaten o(!). Ama görünürde her şey öyle gözüküyordu...

Sonra birden ışıklar yanıverdi. Meğer ben karanlıkta yaşıyormuşum. Ondan o kadar kolay geliyormuş her şey. Göremiyormuşum aslında. Ve ben sadece şarkının nakaratına takılmışmışım. şimdi şarkıyı bir bütün olarak dinliyorum da... Bugün şarkının "Gücün var mı sevgilim?" diye başladığını fark ettim o günden bu yana ilk kez. Evet silip atmak gerekiyordu ama hala sevgilim diyordu. Bu çelişkiyi nasıl fark edemediğimi bilmiyorum ama bilinç altım durumun gayet farkındaymış anlaşılan. Çünkü o günden beri (Mesaj olayını diyorum.) bu büyük çelişkiyi düşünüyorum.

Yanlış anlama. Sevgili kelimesi sevmekten gelir. O yüzden diyorum. Art niyetim yok, tertemiz geliyorum sana. Ama küçük küçük adımlarla... Yavaş yavaş... Belki koşmazsam yetişemem bile ama olsun... Denemeye değer... Zaten kaybedecek neyim kaldı diye bir düşünüyorum da gerçekten hiçbir şeyim de kalmamış. Korkum yok o yüzden.

Ben zaten kaybetmiştim seni...

Söylemesi ne kadar kolaymış gibi gözüküyor değil mi?.. Ama aslında söylemesi bile zor. Boğazım düğüm düğüm oluyor yine. Gözlerim falan nemleniyor... Ama zararı yok. Değmez mi sanıyorsun? Daha fazlasına bile değer. Hem zaten hatırlamaz mısın? Ben nelere cesaret etmeyi denemiştim. Tamam yapamadım ve artık öyle şeyler de istemiyorum, o kadar bencil olamam ama iki damla yaşın lafı olmaz bence...

Güzel sözler yazmışım... Öyle diyorsun ya. Bir şeye veya bir kişiye güzel bir söz yazabilmişsem eğer bu o şeyin veya kişinin güzelliğindendir. Çünkü çok yetenekli olduğumu düşünmüyorum böyle konularda. Büyük bir ilham kaynağım olmadıktan sonra çok zor yazabilmem...

Neyse yeter bugünlük bu kadar bence. Hatta çok bile konuştum aslında... Susma vakti, yine....

Gözlerim Bir Fotoğraf Makinesi


Her anı ölümsüzleştirmek için gözlerimi bir fotoğraf makinesinin merceği gibi kullanıyorum. Her halini hafızama kaydedip özledikçe gözlerimi kapatıp onlara bakıyorum...

12 Kasım 2011 Cumartesi

Hani Kuşlar Ağaçlar...


Ne desem ki şimdi? Nasıl anlatılır ki bu? ...

Hani o göz göze geldiğimiz an... Senin bana benim sana uzun uzun baktığım zaman... İçimde bir ürperti oluşur. Tüylerim diken diken olur. Özlemim artar, artar, artar... Nasıl tarif edilir ki bu şimdi?...

Zormuş biliyor musun?

Ne biliyor musun zor olan?

Özlememiş gibi yapıp da içimin yanıyor olması. Kime anlatabilirim ki ben bunu? Tabii hiç kimseye... Hem zaten kime ne ki?! Bunu ben hissediyorum. Niye başkasına anlatayım ki?! Başkasının bilmesi mi gerekiyor illa?! Hayır, hayır asla kimse bilmemeli. Sen bil yeter diyeceğim ama okuyor musun bilmiyorum... Ve aslında neden senin bilmeni istediğimi de bilmiyorum... Sadece istiyorum işte... Belki de öylesine... Bilmiyorum...

Hani attığın o mesaj var ya... Ben ne de güzel umursamamış gibi davranıyorum değim mi? Aslında öyle değil işte. Öyle davranmak da kolay değil ya ama bir tek mesajla da hallolacak mesele değil bu. O yüzden yani umursamamış gibi yapıyor olmam. Aldanma tavırlarıma. Düşünmeden edemiyorum bile.

Dinlediğim müzikler bile değişti o günden sonra. Ne kadar da güzel eğleniyordum. Kendimi ne güzel kandırmıştım; "Unuttum ben." diyerek. Ama Bütün yalanlar birgün gün ışığına çıkar ya hani... Benim yalanımın ömrü de bu kadarmış işte. Daha fazla oyalayamıyorum kendimi. Daha fazla direnemiyorum da.

Ahh o mantığım. Mükemmel direnişi. Hala direniyor. Hala hayır diye bağırıyor. Hala az da olsa duygularımı bastırabiliyor. Onun direndiği yere kadar yolu var zaten böyle. Yenik düştüğünde ne olur bilemiyorum. Belki çook geç kalmış olurum sana yetişmek için belki de tam zamanında bulurum seni. Ama şu an seni bulmak gibi de bir niyetim yok galiba...

Boşlukta dolanmaya devam edeceğim şimdilik...

Kokunu özlüyorum... Bugün yanından geçerken derin bir nefes aldım belki kokunu da alırım diye. Ama nafile... Olmadı...

Ahh ah zor hayat...

6 Kasım 2011 Pazar

Özledim...


Özledim aslında... Hem de çomçoook özledim. Bakma güçlü duruşuma, gülen yüzüme... Ben yine maskelerin arkasında gizleniyorum... Ama bunu yapmak zorunda hissediyorum. Bunun başka bir yolu yokmuş gibi geliyor. Ve kalbime söz dinletemeyince beynimin derinliklerinde bir buz dağı yarattım; kendimi senden uzaklaştırabilmek için. O buz dağı beni sana karşı koruyor. "Ne yapabilirim ki sana?" deme sakın... Sen bana her şeyi yapabilirsin... Bunu kötülük anlamında söylemiyorum. Sana kolayca teslim olabileceğim için diyorum...

Her gece seninle uyuyorum ben. Gözlerimi kapattığım her an sen varsın yanımda. Hatta gözlerim açıkken bile. Geçen gün derste uyurken bile sen vardın yanımda. Çok uzakta değildin gerçekte de aslında... Ama daha yakın olmanı istememden olsa gerek sıraya kafamı koyup uyuduğum o an da benimleydin... Her güzel rüyamda olduğun gibi... Bak çok enteresan bir olay daha anlatacağım. Bu hem de daha bugün oldu. Sabah kahvaltıda ben kendi kendime sırıtıyormuşum. Ama farkında değilim. Daha sonra annem ne düşündüğümü sordu; ben ilk başta soruyu anlamadım tabi. Sonra niye gülüyordun dedi. O an fark ettim. Ben "yine" seni düşünüyordum.

Daha bir sürü olay var aslında bunlara benzer. O kadar çok ki anlatmakla bitmez. Ve bu duruma ne yaparsam yapayım engel olamıyorum. Bazen içimdeki sadiste uyup kötü kötü, şeytani şeyler düşünüyorum sonra o düşündüklerimin gerçek olduğunu düşünüyorum daha sonra üzülüyorum...

Daha ne diyebilirim bilmiyorum, çok fazla söze de gerek yok galiba ama özledim işte ya...

5 Kasım 2011 Cumartesi

Bu Nasıl Bir Karmaşa?


Kafam karma karışık. Ne istediğimi bilmiyorum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Aslında zaten kendimle ilgili kararları güç bela alıyorken şu an bu karmaşada ben hiçbir şey bilmiyorum. Aklım 2-3 günden beri tek bir noktaya kitlendi ve ne başka bir şey düşünebiliyorum ne uyuyabiliyorum ne de başka bir şey yapabiliyorum. Hiçbir şey yapamıyorum ve off. Nasıl anlatacağımı bile bilmiyorum ki zaten cümle bile kuramadığım için bu belli oluyordur. Çok aşırı derecede gerginim. Bir de bu gerginliğimi gün boyu saklamam gerekiyor ki bu da akşamları daha çok gergin olmama sebep oluyor. 5 günlük uzun bir bayram tatili var. (Aslında genelde 5 gün normal insanlara göre uzun bir tatil değildir. Ama benim durumum şu an hiç normal bir durum değil. Çünkü tatil bana bence hiç de iyi gelmeyecek. Daha çok kafamda karmaşalar oluşmasına sebep olacak.) Okuldu dershaneydi derken kokuşturma içinde kafam dağılıyor ve daha az düşünmüş oluyorum böyle şeyleri ama şimdi ben evde ne yapacağım. Bu benim aklımdan çıkmaz ki... Belki tek bir konuşma beni rahatlatır diyorum bazen ama hazır şimdi buna alışmışken bu durumu değiştirirsem kendime hiç güvenmiyorum ve sonrasını tahmin edemiyorum o yüzden böyle bir şeye de yeltenemiyorum ki zaten yapmam. Neyse yeter bu konu bu kadar.



* Yazdığım yazıyı okudum da tek bir düzgün cümle kurmamışım. Çok uzun, anlam karmaşasıyla dolu cümleler. Ama amaç bu cümleleri anlamak olursa okuyan herkes anlayabilir. Ben gece gece daha fazla saçmalamadan yazıyı burada sonlandırıyorum; hala yazmak istememe rağmen. Ne yazacağımı da bilmiyorum zaten...

** Ve söylemeyi unutmadan, içimdeki renkleri yaşatmak istiyorum. Bu konudaki her türlü desteği kabul edebilirim.

1 Kasım 2011 Salı

Cevabını Bilmediğim Sorular


Hayat ne tuhaf bir bilmece?..

Yukarıya tükürsem bıyık; aşağıya tükürsem sakal...

Hadi buyur şimdi ne yapacağız söyle. Ben cevap bulamıyorum. Hiç olmadığım kadar büyük bir karmaşanın içindeyim.

Kararım kesin, bencil düşüneceğim. Başka türlü içinden çıkmam zaten mümkün değil. Ve şöyle bir durum var: Bu sene benim için en önemli durum sınav. Bundan da büyük ve daha önemli hiçbir şey olamaz, olmamalı.

Ama yine de itiraf etmem gerekir: Çok şaşırdım. Böyle bir davranışı asla beklemiyordum.

Hani bir söz vardır ya: "Bir şeyden ne zaman vazgeçersen o zaman gerçek olur." diye. İşe bence aynı öyle bir durum. Ben tam da: "Vazgeçtim, bitti, son artık, daha fazla üzülmeyeceğim." dediğim anda böyle bir şeyin olmuş olması Evrenin: "Sen bakarken giyinemiyorum." demesiyle aynı şey bence. Ben tam kafamı çeviriyorum soyunuyor.

Ve şimdi şöyle bir düşünüyorum da bundan sonra ne olacağı hakkında en ufak bir fikrim yok. Ben ne yaparım? Sen ne yaparsın? Hiçbir şey bilmiyorum. Tamamen akışına bırakıyorum ama ipleri yine de elimde tutuyorum. Hayatın beni tekrardan sürükleyip atmasına izin vermeyeceğim. Ve hiçbir hayat benimkinden daha değerli değil. Megaloman olduğumu düşünmek istersen düşün ama haklı sebeplerim var bunu sen de inkar edemezsin.

Öyleyse niye yoruyoruz kendimizi??? Özellikle de dışarıdaki soğuğa rağmen içimizi sıcak tutmak varken...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...