Translate

28 Temmuz 2011 Perşembe

Cemal Süreya'dan...


Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda
Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar
Şarabın yanısıra felekte bir Cumartesi
Gözlerin, onun ardından yüzün, dudakların
Sonra her şey çıkıp geldi

Yeni çizilmiş gözlerinle namuslu, gerçek
Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde
Sen çıkardın utancını duvara astın
Ben masanın üstüne koydum kuralları
Her şey işte böyle oldu önce


Cemal Süreya

Hayal Gücünün Gücü


İyi değilim ben! Cidden iyi değilim. Yardıma ihtiyacım var. Biri yardım elini uzatsın! Kendime gelmem, toparlanmam gerek. Ne yaptığımın farkında değilim. Sizce normal mi yani bu durum?! Yoo, hayır, olamaz. Kendimin bile farkında değilim. Hayal dünyasında yaşıyorum. Beni biri doktora götürsün: Şizofreni olabilirim. Olmayan olaylar olmuş gibi geliyor, olmayan kişilerle konuşuyorum. Sizce hala her şey yolunda mı?! Normal insanlar böyle mi yaparlar? Kendi hayal dünyasının kurbanı olan kaç kişi vardır?! Kendi yalanlarına tüm gerçeklerden daha fazla inanan kaç kişi vardır?! Ben onlardan biriyim. Ama kimseye yalan söylemiyorum. En büyük yalanım kendime. Bütün yalanlarımı, hepsini kafamda canlandırıyorum. Sonra onlara inanıyorum. Sonra her şeyi gerçek zannediyorum. Bütün suçum bu. Hepsi bu! Ben kendi yalanlarıma inanıyorum. Artık yalanlarım beni hiç avutmuyor. Yalan olduklarının farkına artık eskisinden daha geç varıyorum. Şizofreni olduğumu unutuyorum. Her şeyin birer hayal, halüsinasyon olduğunu unutuveriyorum... Belki de yaşlanıyorum... Belki, belki, belki de... Anladınız işte siz; beni daha fazla uğraştırmayın...

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Söylemek İstedim


Neşeyle döndüm geri. Özlemişim gülüp eğlenmeyi.

Güzel geçen 12 günlük bir İstanbul tatilinin ardından tekrar Nazilli'deyim. Normalde sevmem burda olmayı. Sıkılırım çünkü. Yapcak pek fazla bir şey yoktur. Ama özlem gideriyorum şimdi. Keyfim yerinde. Mutluyum. Neşe saçıyorum etrafa.

Ben sevilmeyi severim; ama sevmek daha güzel gelir bana sevilmekten. Zaten kıymet bilir mi insan sevmeden? Sanmıyorum ben, inanmıyorum sevmeyinin seveni anlayacağına. sevmek gerek bu yüzdün.

Paylaşmak da güzeldir mesela. Bazen derdi hüznü; bazen de neşeyi paylaşır insan. Hüznümü paylaşmıyorum bugün; bugün keyfi, mutluluğu çoğaltıcaz birlikte.

Sarılmak neden güzeldir bilir misiniz? Sağ tarafta kalp yoktur. Orası hep boştur. Ama sarılınca sağ tarafınızı onun kalbi doldurur. Daha bir çoşkuyla çarpar kalpleriniz birleşince. Tek vücut olmak gibidir aslında; tek bir ritimde atan kalplerin sesini duymak. Ya da tamamlamak birbirinizi. Ne güzel şeydir o an yaşamak.

Niye söylüyorsun ki bunları şimdi bize diyeceksiniz. Sadece söylemek istedim, paylaşmak istedim o kadar.

Gününüz, geceniz, akşamınız, sabahınız; kısaca hayatınız çilek tadında olsun. =)

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Zoraki Cümleler


Aslında kafamdaki başlık bu değildi. Aslında kafamdaki yazıda bu değildi. Tamamen planın dışında bir yazı yazıcam. Bu ilk değil ama şu an cümleleri toplamakta çok zorlanıyorum.

Başlık "Yalnız Ölmek İstiyorum" olacaktı. Yazı bunu ne kadar istemediğimi ya da neden böyle dediğimi anlatıcaktı. Ama artık öyle bir yazı yok. Öyle bir şey yazmayacağım.

Evet ben yalnız ölmek istiyorum. Çünkü; çünkülerim var. Sıralamaya nerden başlayacağımı bilmiyorum...

Demişimdir daha önce eminim: Mutlu olmak istiyorum. Ve herkes mutlu olsun istiyorum. Özelikle benim yüzümden kimse üzgün olsun istemiyorum. Ama galiba parmağımı bile kıpırdatmadan(!) 2 kişiyi üzebiliyorum. bilmiyorum belki daha fazlasınıda yapıyorum. Umarım bu kadardır. Çünkü ben yaşamdan soğuyorum!

12 Temmuz 2011 Salı

Ayakkabı AŞKtır!


En büyük isteğim: Bu dünyadaki bütün ayakkabılar benim olsun. Hepsi benim olsun. Hepsi hepsi hepsi!

11 Temmuz 2011 Pazartesi

en hüzünlendiğin şarkı ?

ımm.. çok hüzünlü şarkınlar değil aslında ama Bülent Ortaçgil'in Sensiz Olmaz ve Benimle Oynar mısın? şarkıları beni çok etkiliyo.

7 Temmuz 2011 Perşembe

Nefes Alıyorsam Hayal Kuruyorum


Yaşıyorsan eğer eminim umudun vardır. Yaşıyorsan eğer eminim peşinden koştuğun bir şeyler vardır. Yaşıyorsan eğer eminim toz pembe hayallerin vardır...

Bir gün gerçekleşsin diye hep dua ettiğin, Tanrı'ya yalvardığın hayallerin. Hani o hiç gerçek olmayan ve hiç gerçek olmayacak olan hayallerin. Ama bazen sanki tek gerçek onlarmış gibi inandığın hayallerin. Sonra yalan olduğunun defalarca farkına varıp üzülüp ağladığın ama yinede defalarca tekrar inandığın hayallerin...

İşte gerçek olmasalarda, gerçek olmayacaklarını bilsende seni ayakta tutan, nefes almanı sağlayan o hayallerdir. Tamamen umudunun tükendiği gün sen de öleceksin. Son günlerini işkence çekerek geçireceksin. Kalabalığın içinde yalnızlık yaşayarak. Yaşayabileceğin en büyük işkenceyle.

Bazen umudunun bittiğini düşünürsün. Sanki her şey o gün, o an bitmiştir. Sen sadece çok üzülürsün, ağlarsın, kendini harab edersin ama durum o kadar kötü değildir. Arada da olsa yüzünü güldüren iyi olaylar vardır. İşte içindeki umut ışığı hala parlamaktadır. Sadece voltajı biraz düşüktür. Mum ışığı kadar az da olsa içindeki umut ışığı, o parladıkça sen yaşayacaksın.

Umudunu kaybetme...

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Maskeli Balo


Mutluluk...

Kayıp gider avuçlarından, ne tutabilirsin ne de kal diyebilirsin.

Sebebini bilirsin ama söyleyemezsin. Kelimeler düğümlenir boğazında...

Maskeler takarsın yüzüne. Gülen suratlar. Ama kim bilir neler var o maskelerin altında. Bilmez hiç kimse. Bilmez en yakın dost. Bilmez sevgili. Bilmez aile. Hepsi o maskenin görünen yüzüne bakarlar...

Hayallerin uçar gider bir bir. Sadece arkalarından bakmakla yetinirsin. Yoktur çünkü yapılabilcek hiçbir şey.

Ne güzel! Yalancılık sana çok yakışmıştır. Herkes sever onu. O halini. Bilmez çünkü hiçbiri içindeki harabeleri.

Hayat bir "Maskeli Balo" !!!

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Şehir Çöpleri Ve Ben


Zaman durmaz, geçiyor... Ne seni bekliyor ne de başka bir şeyi. Almış başını gidiyor. Sen ona uyum sağlamak, hızına yetişmek zorundasın. Bazen eskilerde kalıyor insan. İşte o zaman başlıyor "dün, şimdi ve yarın" çatışması... Aklının bir kısmı dünde, bir kısmı gelecek kaygısıyla meşgul diğer bir kısmı ise bencil; anın keyfini çıkarıyor.

Ben buyum. Bütün olarak, hepsi, benim. Her yaşadığım anım beni bir bütün yapıyor ve onlar benim parçalarım. Ayrılmaz parçalar.

Pişmanlıklarım, acılarım ve mutluluklarım ise şehir çöpleri. Ben onlara böyle diyorum. Alkımı gelecekte bırakan ve bencil olmasına da geçmişi düşünmesine de veya kaygılanmasına da sebep olan şehir çöpleri.

İşte yine o çöplüğün kıyısında oturuyorum. Boş boş çöplere bakıyorum. Ara sıra dalıp dalıp gidiyorum. Bazen beni düşündüren hatalarım, pişmanlıklarım oluyor; bazen bencil aklımın o an mutlu olduğu zamanlar. Ama biliyorum. Hata yapsam da ve yapmaya devam etsem de biliyorum. "Yanlış yoldayım!" Ama bilmek yetmiyor işte. Bu yoldan çıkmanın bana daha büyük pişmanlıklar vermesinden korkuyorum. Daha önce elimden kayıp giden hayallerimi nasıl tutamadıysam tam tekrar elime aldım derken yine elimden kayıp gittiğini ya da hiç tutamadığımı düşünmeye başladım. Günlerdir düşünüyorum. Bundan zaten huzursuzluğum, duygusallığım, huysuzluğum... Bir çıkar yol bulamıyorum. Sıkışıp kaldım bu köşeye. Ne yapacağımı bilmiyorum...

?!

2 Temmuz 2011 Cumartesi

İŞTE AŞK


Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister.

Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.

Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.

...

Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır!

Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.

Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir.

Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.

Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a.

Cami küçücüktür.

Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır.

İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana.

İşte, aşka adanmış iki eser.

Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin.

Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.

Göreceğiniz manzaraysa şudur;

Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar!

Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay.


Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır... Bu nasıl bir aşktır..."
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...