Translate

25 Nisan 2012 Çarşamba

Ben Yazmak İsterdim Bu Şiiri



Sahi Sevgi Neydi

Sevgi neydi sahi
Özlem mi kavuşmak mı
Yoksa hep beklemek mi
Birgün geleceğini umarak
Hayalde olsa umuda tutunmak mı

Sahi neydi sevgi
Vefasızlığını bilerek sadık kalmak mı
Başkasına ait olduğunu bildiğin halde
Hep onunla yaşamak mı
Ya da boşlukta hissettiğinde kendini
Daha büyük uçurumlara düşmek mi

Sevgi neydi sahi
Hiçbir zaman sana ait olmayanı
Elde etmek çabası mı
Onun çıkarlarına kendini feda etmek mi
Güçlü müdür bu kadar sevgi
Kendini kaybetmek mi
Aradıklarımı bulayım derken
Ben bulamadım ki
Sahi sevgi neydi ki...

Feride Ekici

19 Nisan 2012 Perşembe

GÖZLERİM GÖRMESE BEN BULURUM YİNE



Galiba artık mutsuz olmak için bahane aramayı bıraktım. Çünkü kendimi son derece iyi ve enerjik hissediyorum. Üstüne üstlük bir de çok mutluyum.


Nasıl mı?


Ayrıntılara takılmıyorum. Tek yaptığım şey bu aslında. Beni şu an mutlu edecek şeyleri yaparken neredeyse hiç düşünmüyorum ve onu yapıyorum. Sonuç mutluyum. Şu şöyle olursa böyle mi olurmuş, öylemiymiş... Bunlara gerek yok. Bilmiyorsun madem yarın ne olacağını bugünü güzel yaşamaya bak. ;)




Havayı ciğerlerini tamamen dolduruncaya kadar içine çek önce. Sonra güneşin altında yağan yağmurda kollarını aç ve kafanı havaya kaldır. Bırak kendini o sonsuz boşluğa. Ve başla yağmur tanelerini yutmaya. İşte artık mutlusun demektir.


Kalp atışlarının ritmini dinle. Huzur veren o büyülü müziği... Mutlu olmamak için hiçbir sebebin yok. Bugün güzel ve senin. ;)


Kısaca:
"Üzüntüyü bırak sen yaşamaya bak, bilmiyorsun yarın ne olacak. Gününü gün et sen. Gül, eğlen, neşelen..."

5 Nisan 2012 Perşembe

Yazı Yazmak Büyük Sanat


Şimdi yazmam gereken çok mühim bir yazı var aslında. Ama önemli olduğu için ha deyince yazamıyorum. Çok aşırı uzun olmamalı ama kısacık da olmamalı. Bir kupayı çevreleyecek kadar olması yeterli. Ama o ne kadar ediyor onu da bilmiyorum. Oof zor böyle şeyler yaa!

Off ya ne yapacağım ben?! =(( O kadar yazı yazarım böyle önemli bir şey olduğunda 2 kelimeyi yan yana getiremem. Bir türlü her zaman güzel olacak mükemmelliği bulamıyorum! Biliyorum onu yapmak zaten Jane Austen'nın Victor Hugo'nun Emile Zola'nın Reşat Nuri'nin Halit Ziya'nın falan işi ama bu sefer ben de yapmalıyım! Bu bu sefer olmak zorunda!

Çünkü bunu bir daha hiç yapamayabilirim...

Bu şansı kaçıramam!

4 Nisan 2012 Çarşamba

SINAV STRESİ VE FABER CASTELL HAMUR SİLGİ



Can sıkıntısı insana neler yaptırtmıyor ki...

Gelin size bu yazının hikayesini anlatayım:



Öncelikle bir adet sarı ve bir adet mavi olmak üzere iki tane Faber Castell hamur silgi aldım. Daha sonra bu iki silginin renkleri iyice birbirine karışıncaya ve tamamen yeşil oluncaya kadar yoğurdum. Tamamen yeşil olduğunda sıra yaratıcılığımı kullanmaya geldi.

(Karıştırmamın sebebi aslında yeşil olmasını istediğimden değildi sadece daha büyük olmasını istemiştim.)

İlk önce:


Bu çoook yakışıklı oğlumu yaptım.
















Sonra bir de tam ona layık hanım hanım bir kız yaptım. Ve bu ikisini baş göz ettim. =D

















Daha sonra Atatürk'ün kafasının ve imzasının bulunduğu yüzüklerimi hamuru düzgün bir hala getirdikten sonra üzerine bastım ve işte bu güzel görüntü oluştu.











Buna yapacak bir açıklama bulamasam da daha sonra bu sevimli yüzü yaptım.













Ve sonra bu sevimli tırtılı yaptımmm. =)))














Sonra bu tatlı sümüklü böceği...
















Sonra da bu sevimli kirazları yaptımmm. =)) (Galiba artık acıkmıştım.)











Artık acıktığıma eminim çünkü kirazlardan hemen sonra bu güzel biberi yaptım. =D














Bunu yapmaktaki amacım neydi cidden bilmiyorum ama bu bir yılan.















Yeni spor bir ayakkabıya ihtiyacım var. Galiba bu onun bilinçaltımda uyandırdığı izlenim. Çünkü bu bir spor ayakkabısı.










Bunun amacı ne ya da bu ne bende bilmiyorum. Öylesine işte.














Bunun ne olduğu hakkında da en ufak bir fikrim yok. Hatta bu konuda ki fikirlerinizi de söyleyin. Ben bir şeye benzetemedim. =D













Ve bu de son yaptığım şey. Daha henüz kendisine bir isim bulamadığım için buna da isim önerisinde bulunabilirsiniz. =)

3 Nisan 2012 Salı

En Büyük Eksiklik


Uzun zamandır yazmıyorum biliyorum, farkındayım. Ve bir açıklama yapmam gerektiğinin de bilincindeyim. Ama valla benim bir suçum yok. Hepsi YGS'nin suçu. Peki yazmadım, o kadar fedakarlık yaptım. Değdi mi bari?! HAYIR. Bütün emeklerimin boşa çıktığını düşünüyorum. Hiç etmediğim kötü sözleri ÖSYM'ye ediyorum. Ve ağzımı bozduğum için hiç utanmıyorum. Bir de sınavdan sonra Haber Türk'te soruları cevaplayan adamları çok iyi anıyorum: Soruları mükemmel buldukları için.

Neyse bırakalım şu sınav muhabbetini. Evet sorular çok iyi değildi bu bir gerçek. Ama senenin başından beri hatta sadece bu senenin başından beri değil uzun zamanlardır kafamı meşgul ettiğim boş ve amaçsız, sonuçsuz meseleler yüzünden de pişmanım. Ama az önce fark ettim ki aklım hala o şeylerde, gönlüm hala kırık. Düzelmesi imkansız derin çatlaklar oluşmuş durumda kalbimde...

Tabi kime ne bunlardan. Bir ben biliyorum işte. Başka ne duyup bilen var ne de hissedip anlayan. Belki anlaşılmak da istemiyorum. Bilmiyorum açıkçası... Ama ne benim yolum yol ne de zaten bir yol var. Durum o kadar karışık ki...

Aslında günlerdir yazmak istiyorum. Tüm bunlar içimde büyüyüp büyüyüp bir dağ oldular. Ama ne yazacağımı nasıl yazacağımı ne anlatacağımı nasıl anlatacağımı bir türlü bilemedim. Aslında hala ne yapmam gerektiğini biliyor değilim. Ya da doğru yolu bulmuş değilim. Ama saçmalıyorum işte. Yazmış olmak ya da rahatlamak için yazıyorum. Ama anlamayacak yine kimse ne dediğimi. Biliyorum. Ve artık anlatamamaktan, anlatmaya çalışıp çalışıp anlaşılmamaktan çok yoruldum. Birinin beni anlamasına ve elini uzatmasına çok ihtiyacım var. Birinin yanımda olduğunu hissetmeye, sahiplenilmeye cidden çok ihtiyacım var. Biliyorum; birden olmaz böyle şeyler ama bazen de hiç olmuyor işte...

Çok kırgın olmamın tek sebebi bu aslında: O kadar benimsedim ki içimde sanki artık. Benden farklı düşünemiyorum. Ama bunu sadece ben hissediyorum.

Birde çok yakındır size aslında ama bir o kadar uzak. Siz onun için çok yakınsınızdır ama o sizin için çok uzak. Tam yaklaşmak için adım attığınızda bu sefer size doğrultulan silahları ve süngüleri fark edersiniz. Soğuk savaş sona ermiş ve sıcak savaş başlamıştır. Bütün çabalarınıza rağmen sabır taşınız çatlamıştır. Artık yapacak bir şey yoktur. O an sinirlerinize hakim olmanız imkansızdır. Zaman zaman hissedersiniz bu eksikliği ama kötü anları düşündüğünüzde hiçbir zaman pişman olamazsınız ve aslında en büyük acıyı da bu verir.

Büyük ufuklara yalnız bakmak da varmış kaderde... =)

...


**Dip Not: Bu bir aşkın değil büyük bir dostluğun eksikliği.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...