Translate

25 Şubat 2012 Cumartesi

Bir Dua


Tam da yaşamak istiyorum deyip kendimde güç bulduğumda, öldüm.

Geçenlerde bir arkadaşım bana sinirlenip "Yalnızlıktan öl İpek." demişti. Duasının bu kadar çabuk kabul olacağını düşünmemiştim. Galiba zaten düşünemezdim de. Çünkü sadece yarım saat sonra öldüm. Hem de yalnızlıktan öldüm. Bu sefer yalnızlık beni tek bir cepheden değil dört bir yanımdan kuşatmıştı. Bir değil, iki değil, üç değil, dört yanımdan sardı. Hem de en acımasız şeklinde... Nefes alıyorum ama ölüyüm. Öyle bir şey işte... Mübarek insanmış doğrusu. O günden beri çok keyifliyim kime sorsanız. Biraz sessizim kimseyle falan konuştuğum yok ama domuşuk da değilim. Gayet iyi gözüküyorum. Yalnızlık paylaşılırsa yalnızlık olmaz; biliyorum. Bu yüzden de paylaşmıyorum.

Ve devamlı bir şarkı dinliyorum. Her günümü ifade eden tek şarkı. Kendimi bulduğum mükemmel bir şey. Şarkının her satırı her kelimesi her harfi sanki özellikle benim için yazılmış gibi. Gerçi Teoman'ın söylediği ve benim kendimi bulmadığım bir şarkı da yok hani. İşte o şarkı:

Teoman - Yalnız Kalpler Sütunu

22 Şubat 2012 Çarşamba

Korkarım sinirlerime daha fazla sahip çıkamayacağım.



İnsanları anlamıyorum.

Hatta anlamamayı da geçiyorum amaçsızlar bence ya.

Çok sinirlendim. Öyle böyle değil.

Kime ne benim hayatımdan ya?!

Hesap sormak insanların ne haddine?!

Hayatımda özel bir yerin bir değerin olur; o zaman tamam.

Ama öyle mi?! Değil.

Zaten öyle olsa ben soru sorulmadan açıklamasını yaparım ve anlatırım.

Hiç uğraştıttırmam.

Ama bu hatsizler anlamıyorlar da.

Varlıkları sadece kalabalık yapmaya yarıyor.

Yoo haksızlık yaptım.

İşe yarayan bir yanları var.

Çok güzel sinir bozuyorlar.

Ve galiba bedduaları da tutuyor.

Mutlu olsunlar.

Kızlar çekiliş var koşun kaçırmayın !

Etrafta dolanırken tesadüfen gördüm.

BOY AYNASINDA BEN çekiliş

Hadi durmayın yetişin!

20 Şubat 2012 Pazartesi

BEN VARIM ve BEN BÖYLEYİM


Keyifle dinlediğim iki şarkı var.

Biraz nostalji yapalım istedim.

Hep beraber...

Ayten Alpman - Ben Varım



Veeee....

Ayten Alpman - Ben Böyleyim



Sevdiniz değil mi?? =))

Yazı Yazmak


Üç gündür yazdıklarımı derleyip toplayıp bir araya getirsem roman olur. İki dakika bile durmadan devamlı yazıyorum. Evde, okulda, dershanede, her yerde... Cuma günü gece saat on ikiden sabah saat beşe kadar durmadan yazı yazmışım. Toplam 10 sayfa... Ve zamanının nasıl geçtiğini anlamadığım için cumartesi günü uykusuz kaldım. Cumartesi sabah saat 8.30'dan önce dershanede olmam gerekiyordu bu yüzden bir saatlik uykuyla gittim dershaneye. Bir kaç saat boşluğum vardı o arada da durmadan yazı yazdım ama az yazmışım çok vaktim olmasına rağmen sadece üç sayfa... Daha sonra akşam eve gelince yine boş durmadım ve yazdım. Pazar günü sabahtan dersim vardı. Daha sonrada apartmandaki kızlara sözüm... Yani gündüz yazı yazamadım ama akşam yine boş durmadım. Ve bugün: Okulda boş geçen derslerden birinde kantinden kahve sipariş ettim. Bir yandan kahvemi yudumlarken diğer yandan yazı yazdım. Bir sayfadan biraz fazla sürdü o da. Yani siz bunları göremeseniz de küçük bir defter bir kaç günde doluverdi.

Aslında yazdığım o kadar şey içinde bloga aktarmak istediğim o kadar çok şey var ki anlatamam. Ama bu çok zahmetli bir iş. Ve aynı yazıları tekrar yazmak yerine yenilerini üretmek açıkçası şu an için bana daha mantıklı geliyor. Hem bir de zaten onları olduğu gibi buraya aktaramam da. Çünkü buraya yazamayacağım bir sürü şey yazıyor orada. Sonuçta o bir günlük ve sadece bana özel. Sırlar, sınırlar ve sansürler yok.

Kısacası demek istediğim şu: Burada yazı yazmak beni her ne kadar çok rahatlatsa da şu bir kaç gün içinde günlüğüme yazı yazmak da o kadar rahatlatabildi. Bu pek fazla olmuyordu çünkü günlükte yazı yazarken bir paylaşım söz konusu değil. Orada sadece ben varım. Kendimle dertleşiyorum. Oysaki burada o kadar çok kişi var ki... Hepinize bu yüzden teşekkür ederim. Dert ortağım ve sırdaşım olduğunuz için... Galiba bu, bu sefer çok da paylaşmak istemediğim bir konuymuş. İçime kapanık yazı yazabilmeye alışmaya başladım. Bu bana biraz da olsa mutluluk kattı.

Şimdi şu son kurduğum cümlelere bir baktım da sanki bir daha bloga hiç yazı yazmayacakmışım gibi olmuş. Hayır, öyle değil. Buradan vazgeçemem. Çok büyük zevk alıyorum. Çok aşırı rahatlıyorum. Bu benim en büyük lüksüm ve elimden kolay kolay bırakamam. =)

Artık bu yazıya son verip çok beğenerek dinlediğim iki şarkı paylaşacağım şimdi. =)

16 Şubat 2012 Perşembe

=))))


Canım sıkılmıştı. Ne yapsam da bu sıkıntıdan kurtulsam diye düşünüyordum tam sonra birden içimdeki sese kulak verdim. Bir şark mırıldanıyordu. Güzel bir şarkı. Sonra bütün ağrılarımı unutup keyifle bende mırıldanmaya başladım. Öyle ya mutlu olmak için bahane aramamak gerek diye ben demiştim. Evet, düşününce cidden bir sebebim yoktu ama işte keyiflenivermiştim birden bire.

Ve şimdi düşünüyorum da herkese birden yakışabilecek bir şey varsa oda mutluluktur. Başka hiçbir şey değil. Hayat enerjimizi artırmaya tek başına başka neyin gücü yeter ki zaten? Var mı öyle bir şey? Ben bilmiyorum doğrusu.

Hadi o güzel şarkıyı siz de dinleyin ve hep beraber mutlu olalım.

Bulutsuzluk Özlemi - Rüzgar

12 Şubat 2012 Pazar

Ufak Bir Tebessüm İçin


Bazen söylediklerimiz söylemek istediklerimizin çeyreği bile değildir aslında. Ne mutluluğu ifade edebiliriz doğru düzgün ne de hüznü. Çünkü ikisi içinde uygun zaman olması gerekir ya hani işte o zaman bizim zamanımızla bir türlü uyuşmaz

Kocaman gülüyormuş gibi yaparız ya hani belkide ağlıyoruzdur hıçkıra hıçkıra. Hani domuşuruz otururuz ya bir köşede belki de gülmemek için kendimizi zor tutuyoruzdur. Kısaca kimse görmez gerçek yüzümüzü bizden başka. Biz göstermek istesek bile yapamayız onu bazen. Olmaz işte...

En değer verdiğimiz ve en özelimizde olan insanlar vardır bizi bizden daha iyi tanıyan. Ama onlar bile tanıyamayabilirler çünkü hepimiz birer oyuncuyuz bu dev sahnede.

Hani gülmek isteyip de gülemediğimiz zamanlar vardır ya ben derim ki tutmayın kendinizi. Gülün kahkahalarla. Ağlamak istediğinizde de hıçkıra hıçkıra ağlayabilmek için yapın bunu. İkisi de rahatlatır insanı. Özgür olmak, istediğini yapabilmek kadar güzel bir şey yoktur çünkü. Kimseye de hesap vermeyin bu yüzden.

Yalanlar söylemek bir süre sonra çok yorucu bir hal alıyor. Tahmin edilemeyecek kadar yorucu. Zaten bir süre sonra yalanda kalmıyor. Patlıyor insan. Halbuki herkes o an nasıl hissediyorsa öyle davransa ne yapmak istiyorsa onu yapsa bu problem olmaz. Çünkü herkes olması gerektiği zamanda olması gerektiği gibi davranmış olur. Ben bunun sevginin pekişmiş olduğu topluluklarda gerçekleşebileceğine inanıyorum. Ama galiba o bizde olan en büyük eksik.

Neyse artık gelelim konumuza:

Bugün çok gülmek istedim. Uyandığımda keyifli gibiydim. Dakikalar geçtikçe gülesim gitti en sonda mutsuz olduğumu fark ettim. Sonra domuşmak istedim bu sefer de ortam buna hiç müsait değildi. Çünkü benim domuşmam her zaman büyük bir problem olabiliyor. Domuşamadım. Mutlu muyum? Bu beni çok mu mutlu ediyor? Hayır. Ama gel bunu anlat. Gel anlamalarını bekle. O daha da zor. Bıraktım artık akışına. Ne olacaksa olsun diyorum.

Yok yok diyemiyorum.

Of of. Yani sürükleniyoruz.


**DİP NOT: Domuşmak kelimesi kısmen somurtmak anlamına gelir.

2 Şubat 2012 Perşembe

Kar'a Sevda


Yıllar yıllar sonra Nazilli'de tekrar kar var. Sabah annem beni uyandırdı ve "Kar yağıyor, kalk hadi." dedi. Ben: "Amaan geçer birazdan tutmaz o." demiştim. Ve şu an arka bahçemiz bembeyaz.

Pencerenin önüne oturup karın yağışını izliyordum sessizce. Sonra birden beynimin derinliklerinde Barış Manço'nun o şarkısın çalmaya başladı. Dudaklarım sadece "Dışarıda lapa lapa kar var benim içim yanıyor!" kısmını mırıldana bildi...

Yağan kar tıpkı çok hoş bir müzik gibi... Süzülüp aşağıya iniyor... Gözlerimi alamıyorum, şu an bile kafamı çevirip çevirip camdan dışarıya bakıyorum... Bazen hızlanan bazen yavaşlayan çılgın bir müzisyenin müziği gibi...

Hadi şimdi o güzel şarkıyı dinleyelim

Barış Manço - Kara Sevda


Ne hoş değil mi?..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...