Translate

13 Kasım 2012 Salı

DALGINLIK!


Dalgın olduğum zamanlar oluyor. Herkesin oluyordur. Gözümün önündekini görmüyor, söylenenleri duymuyor ya da algılayamıyorum. Veya bazen yolda yürürken dalıp gidiyorum ve çarpılma tehlikesi geçiriyorum. Mesela kırmızı ışıkta kendimi yolun ortasına atıyorum. Farkında olmadan yapıyorum.

Bugün on beş dakikalık bir yolda iki kez bir araba tarafından çarpılma tehlikesi geçirdim. Biri dediğim gibi kırmızı ışıkta kendimi yolun ortasına atmamla oldu. Allah'tan adam son anda durdu da kurtuldum. Hatta insaflıymış kızmak yerine çok korktuğumu anlayınca su da verdi. Neyse, sağ olsun! İkincisi çarşının içinde trafiğe açık olan bir sokakta karşıya geçerken sağıma soluma bakmama rağmen gelmekte olan arabayı görmemem sonucunda oldu. O da iyi ki yavaş geliyormuş ki çarpılmadım. Adam arabanın camından kötü kötü bana baktı. Neyse ki oda bir şey demedi. Birde bunlar dışında bir adamla çarpışacaktım az kalsın. O da aniden durunca çarpışmamız engellenmiş oldu. Ben yoluma dalgın dalgın yürümeye devam ettim. Tam sağ salim evin köşesine gelmiştim ki bu sefer bir bisikletli tarafından çarpıldım. 20-25 yaşlarında geç bir çocuktu. Bana bir şey olmadı ama az daha o düşüyordu. Neyse ki son anda kendimi affettirmek için zahmet edip bisikleti tuttum ve ayağını bisikletin altında kalmaktan kurtardım. Elimdeki suyu ona verdim ve iyi olup olmadığını sordum. İyi olduğunu söyledi ve bisikletine tekrar bindi. Benim içim yine rahat etmedi çünkü ayak bileğini burmuş olabilirdi. Ayak bileğinin iyi durumda olup olmadığını sordum ısrarla iyi deyince tamam o halde, sevindim dedim. O da gitti. Sonunda eve girebildim diye sevinirken merdivenlerde ayağım takıldı ve düştüm. Neyse hala yaşıyorum. Daha ölmedim, ayaktayım.

Oluyor bazen böyle dalgınlıklarım ama hiç bu kadarı olmamıştı. Çok korktum. Ki ben yaşama sıkı sıkı tutunan biriyimdir. -Sık sık canım sıkılsa da!- Neden böyleydim tam olarak ben de bilmiyorum. Düşünüyorum şimdi o an ne düşündüğümü ve neyi düşünürken kendi hayatımı tehlikeye attığımı; bulduğum cevap bir hiç! Kızıyorum kendime, yasalarıma, sınırlarıma, kurallarıma, katlanma sınırımın bu kadar düşük olmasına... Daha bir sürü şeye işte... Bir tek insanlara kızamıyorum. Bir de suçu onlara atıp kurtulmayı başarabilsem galiba sorun da çözülecek.

Evet, sınırlarım, kurallarım ve en önemlisi bir sabrım var benim. Bazen bunların hepsi aynı anda zorlanıyor öyle olunca da böyle oluyor. Keşke olmasaydı insanlarla ilgili sınırlarım. Bu arada "sınırlarım"dan kastettiğim bir insanın çevresindeki insana/insanlara yaklaşma biçimi. -Bir ayrıntı bu aslında ama artık beni burada tanıyan herkes öğrendi kıskançlıkta sınır tanımayan bir insanım. Canlı-cansız, benim olan-olmayan, aklınıza gelebilecek-gelemeyecek her şeyi kıskanırım. Ben buyum, değişemem. Açıkçası kendime kızsam da çok değişmek istediğimi de söyleyemem.- Benim çevremdeki bir insanın diğer insanlara olan tavrı, davranışı, düşüncesi benim için çok önemlidir. Ve insanların bendeki değerini bunlarla ölçerim. Bu huyumu değiştiremeyeceğim gibi değişmesini de istemiyorum.

Ve ikinci en nefret ettiğim şey benimle ilgili -ucundan kıyından bile olsa- bir şeyin benden saklanması. Bir insanın gözümden düşüp bitip gitmesine sebep olacak en temel şeylerden biri.

Benimle arkadaş olmak çok zordur. Biliyorum bunu. Ne kadar hep gülsem de hep olumlu gözükmeye çalışsam da her şeyi kaydeder hafızam. Sonra onları kendi çapında ayıklar ve gereksiz kısımları sildikten sonra geri kalan her şeyi hiçbir zaman unutmamak için saklar. İşte bu sakladıklarım konusunda resmen bir fil hafızasına sahibim. Üzerinden yıllar bile geçse asla ama asla unutmam. En unutmuş gibi gözüktüğüm küçük, minik, saklanmaya çalışılarak gösterilmiş detayları bile unutmam. İşte bu noktada çok yakınımdakileri çok çabuk silebilirim. Gördüğüm en ufak bir hata kara bir leke olarak onların üzerine kazınmıştır artık. Hiçbir zaman unutmayacağım ve her zaman göreceğim kara lekeler. Bunları aslında zaman zaman hatırladığımda o insanlara karşı belli de ederim. Bazen anlarlar bazen anlamazlar. Anladıklarında bile çoğu zaman canımın sıkkın olduğunu sanırlar. Evet, aslında bu da bir can sıkılmasıdır ama ben "Senin canın mı sıkkın?" sorusuna evet cevabını vermem, veremem. Bir insana bu anlamda tam olarak içimi açabilmem için onu kendimden bir parça gibi hissetmem lazım. İşte onu hissettiğimde de bazı hatalarını görmem ve çok ciddi sorunlar olmadığı sürece hiçbir problem olmaz. Ama bunu soran kişi geçmişte her hangi bir zaman diliminde o kara lekeyi yemişse artık ben ona hiçbir konuda içimi açmam. Kendisi bulup çözümlemesi gerekir. (Saçma bulacaksınız bir çoğunuz ama ben böyleyim!)

İşte tüm bunlar yüzünden bugün kendime çok kızgınım. Çünkü ölümle burun buruna gelmemin tek sebebi bunlar. Bu düşünceler!

Neyse... Düzeltmek gerek bu durumu? Ama nasıl? Bilmiyorum. Düzeltmek istediğim kısım da sadece dalgınlıklarımı engellemek. Geri kalan her şeyden memnunum.

Niye anlattım yine şimdi tüm bunları? Bilmiyorum. Konuşmak istedim belki de bir şekilde...

8 yorum:

  1. Sen yine kime atarlandın? Ayrıca beni dinleyip bizde otursaydın hiç bir şey olmayacaktı!! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimseye, hiç kimseye atarlanmadım. Kendime kızdım işte sadece.
      Hem belki de bu yüzden oturmak istemedim, senin enerjine uyamayacağım için veya öyle işte...

      Sil
  2. o ıkıncı kazayı atlattığında sana kotu kotu bakan adam olarak yazıyorum..kızmadım sana kendıne dıkkat et dıye oyle kotu kotu baktım bılgın olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer o fotoğraftaki sensen beni başka bir dalgınla karıştırdığını söylemek zorundayım. Yine de sağ ol. =)

      Sil
    2. Pekala... Tamam o zaman =)

      Sil
  3. yaaa olur ki öle dalgınlık.
    geçer ki kızma kendine ama.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamam tamam kızmıyorum zaten kendime, vazgeçtim ondan; Kızacak o kadar insan varken benim suçum ne? =)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...