Translate

25 Ekim 2012 Perşembe

Oturdum, Düşündüm, Yazdım


Hani biri gelir birden hayatınıza... Hiç tanımadığınız, bilmediğiniz uzak diyarlardan çiçekler sunar size. İlk başta daha önce görmediğiniz o çiçekleri yadırgarsınız ve sevmek istemezsiniz. Sanki kötü zararlı birer varlık gibi gelir size. Sanki gereksiz gibi... Ama zamanla o insana alıştıkça, O'nu sevdikçe ve benimsedikçe yaşamınızda O'nun yaşamına benzer. O'nun sevdiği şeyleri sever, O'nun istediği gibi biri olmaya başlarsınız. Aslında bu doğru bir cümle olmadı. Anlatmak istediğim O'nun size sunduğu o değişik çiçekleri sevmeye başlarsınız. Kokuları başınızı döndürür. İşte değişim artık kapınızdadır. Sizin o daha önce görmediğiniz, bilmediğiniz bütün her şeyi sanki O biliyordur. Ve siz hepsini öğrenmek istersiniz. Sevdikçe sevesiniz gelir. Sonra birgün bir bakmışsınız alışkanlıklarınız değişmeye başlamıştır. Mesela askılı giymek yerine kısa kollu giymeyi tercih edersiniz, şort yerine kot pantolon, babet yerine spor ayakkabı... Daha bunlar çoğaltılabilir tabi ama en günlük hayattan böyle olur işte. Farkına bile varmazsınız. Bu değişim sizi mutlu ediyordur. Mesela kendinizi kısa saçlı değilde uzun saçlı seversiniz. Mesela düz saçı değilde kıvırcığı hoşunuza gitmeye başlar. Mesela makyaj "Iyy, kaka!" olur sizin gözünüzde. Mesela, mesela, mesela... Uzar gider işte.

Yıllar geçer böyle farkına bile varmadan, hiç hissetmeden... Kendi benliğiniz kaybolana kadar yolu vardır bunun. -Tabi bu arada, bu değişimin tek taraflı olduğunu iddia etmiyorum ama kim karlı, kim zararlı tartışılır.- Ama ya tam değişmeden geri döndüyseniz? Arada sıkışmış bir ruhla nasıl başa çıkılır ki? Zaman? Belki o iyi gelir tabi...

Geri dönmek... İşte sizi müthiş bir şekilde değiştiren o kişi hayatınızdan birden çıkıverir. Ne olduğunu bile anlamazsınız. On dakika önce kollarınızla sarıldığınız insan artık yoktur. Bu kadar basittir bir son.

Sonra o alıştığınız şeyler bu Dünya'nın en doğruları olarak kalır hayatınızda. Aylarca o doğrulara inanarak yaşarsınız. Sonra bir sabah uyanınca bu gerçekten ben miyim diye düşünmeye başlarsınız. Farklı şeyler giyip farklı şeyler yemek istersiniz mesela. Yapınca ilk başta kendinizi kötü bir insan sanırsınız. Her şey berbattır hayatınızda. Ama artık asıl benliğinize geri dönmeye başlamışsınızdır ve bu yol tek yönlüdür.

Bir gece müzik dinlerken bir ışık yanar beyninizin derinliklerinde. Bu ben değilim dersiniz ilk başta, sonra da "Acaba bu gerçek ben miyim?" Korkunç ikilem... Aynaya bakarsınız ve daha önce hiç görmediğiniz biri vardır karşınızda. İşte asıl değişim budur. Tabuları yıkmaya başladıysanız gerisi kolaydır.

Kazandığınız şeyleri atmamanız gerekir ama. Çünkü daha önce geçirdiğiniz o değişim evresi size büyük ihtimalle çok büyük zenginlikler kazandırmıştır. İyi elemek gerekir. Mesela makyaj cidden kakadır ya da spor ayakkabı cidden en iyisidir gibi... ;)

6 yorum:

  1. makyaj canımdır yerinde topuklu ayakkabı yerinde spor ayakkabı candı..
    o uyum asıl insanı mahvediyor.o insan için her şeyini değiştirebilirsin ama o ne yapar gider.sap gibi kalırsın ortada..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok be kuzum mutlu olmak lazım. Ne o öyle sap gibi kalmak falan... Hiç hoş cümleler mi? I ıh değil, ki öylede değil zaten. Sadece biz alışkanlığımızı kolay değiştiremiyoruz... ;)

      Sil
  2. Çileğim İyi bayramlar. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim ablacım, sana da iyi bayramlar =) Öpüldün! =)

      Sil
  3. hımmmm bence o kendine dönüş iyi bişi ve lazım.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle haklısın Deep! =)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...