Translate

19 Temmuz 2012 Perşembe

Bu Yazı Sana Güzelim, Etrafına Bakma

En son on yedi gün önce yazmışım. Baya olmuş. Yazacak bir şey yoktu. Hala yok. Sadece yazmam gerekiyor. Bu bir tür ihtiyaç, konuşmak gibi bir şey. Hatta bazen öyle bir an oluyor ki nefes almak gibi geliyor. Yaşamanın ana maddesi...


Neyse... Elbette ki yazımın bir konusu var. Ama nasıl başlayacağımı bir türlü bilemiyorum. Hatta yazmak ya da yazmamak konusunda ilk defa bu kadar kararsız hissediyorum. Çünkü zaten yeteri kadar zavallı bir durum bu ve daha da acınacak hale getirmeyi istemiyorum. Ve bu benden okumaya alıştığınız türden bir yazı değil. En melankolik olduğum zamandaki yazı bile bununla aynı durumda değil. Melankoli şu an yok hatta. Sadece kendimi anlamaya çalışıyorum. Kısmen kabuğuma çekilmek bu. Anlamadan yaptığım bir eziyet var kendime. Bunu neden yapıyorum, yaparken ne hissediyorum hiçbir fikrim yok. Ama yapıyorum. Ve üzülüyorum, salya sümük ağlıyorum sonra tekrar üzülüyorum.  Sonra birkaç saat ya da belki birkaç dakika mutlu oluyorum. Cidden mutlu oluyorum ama. (Ve genelde mutlu olmam için birkaç sözcük yetiyor. Hemen inanıyorum. İnanmasam da inanıyorum. "Saf mısın sen?" diyebilirsiniz tabii ama gözlerimi, kalbimi ve beynimi size nakletsek aynı şeyi düşünmeye devam eder misiniz?) Sonra o kısa vaktin ardından bu sefer her zamankinden daha mutsuzum. Ve bu hep böyle oluyor. Artık rutin bir hal aldı. Ve ben yanlış bir zamanlama olduğunu bile bile patladım. Pişman değilim ama yine olsa yine yapar mıyım onu bilmiyorum. Zaman gerekli galiba küçücük beynime ve kocaman kalbime.


Bu kısmın ismi başlıkta yazıyor. Yani "bu yazı sana güzelim" bölümü bu. Bir tür minik hediye. Kurallarımız var. Yaşam için gerekli ana kurallar, olmazsa olmazlar. Ve diğer bütün zırvalıklar:

Madde 1) Güven gerekli bir şey. Ne olursa olsun karşındaki kim olursa olsun en önemli şey güven.

Madde 2) Ufak tefek araştırmalar yap ve kaynaklar müthiş derecede güvenilir olmasa da kulaktan dolma sözlermiş gibi gelse de içine kurt düşsün!

Madde 3) Hayatta sana karşı ciddi olarak tek bir yanlışı olmuş olsa bile onu asla unutma ve unutmadığını fark ettir yoksa karşındaki kendisini mükemmellik abidesi sanabiliyor.

Madde 4) Onunla alay et. Bir nevi kaçan kovalanır mantığı. ;) (NOT: Alay ederken aşırıya kaçıp kimseyi kaçırma.)


Madde 5) Kimseyi gerçek dostun sanma. (Kimseyi demek çok acımasızca oldu ama gerçek dost en fazla iki tane olur onlarda birbirini kıskanırken bitip giderler bu gerçeği unutma.)

          Evet, bu 5 madde umarım işine yarar ben kaldığım yerden devam etmek istiyorum.


Nerede kalmıştık? Hatırladım, korkular diyordum. (Demediysem de diyeceğim.) -Yine "bazen"li cümleler kurmaya başlayacağım ama idare edin.- Bazen olmamış bir şeyin olmasını istediğin olur. Bunu tüm hücrelerinle istersin, istediğini iliklerinde hissedersin ama o şeyi yapamazsın. Korkudur tek sebebi. Gelecek kaygısı diyelim ya da. Kısa ve eğlenceli bir oyun gibi gözüken bu şey içimizi eriten bir pisliktir aslında. Saflığımızı kirletir, aşkımızı kirletir, inançlarımızı kirletir. Geriye bıraktığı şey nedir bilmiyorum çünkü ben hala korkuyorum. Ve işte bazen öyle bir şey oluyor ki: "İç sesim haklı çıkmış!" diyorum. "İyi ki, iyi ki onu susturmayıp dinlemişim. Yoksa şimdi ne yapardım?" diyorum. Elbette ki dileğim bunun tam tersidir her zaman. Keşke iç sesim haksız çıksaydı. Keşke bir daha böyle bir hata yapmayacağım deseydim şu an ama diyemiyorum. Çünkü ne olursa olsa, saygı duysam bile, buna sonsuza kadar katlanamam. Yani evet susarım, yine demem bir şey, ben aynı İpek olurum ama içtiğim zehirler beni yavaş yavaş öldürür. Belki birden kaybolmam ortalıktan ama eriyip biterim. Korkularım yüzünden yargılanmış olmak beni utandırmıştı, çok utanmıştım ama şimdi hiç utanmıyorum. Çünkü o korkularım olmamış olsaydı ben şu an bu yazıyı yazabilecek kadar ayakta olmazdım, olamazdım. Şimdi yüzümden süzülen yaşlar 2-3 damlaysa o zaman derya deniz olurdu, susturamazdın! Ve sen kendine bir eğlence bulabiliyorken ben de kendimi dinleyeceğim. Gerçekte neyi ne kadar hissettiğimi ve neden bu kadar uzun sürdüğünü öğreneceğim. Şimdi yapmam gereken çok şey var. İzninizle.

Sevgiler... Saygılar...

2 yorum:

  1. Hayatta öğrendiğim kimseye bel bağlama ,çok hayal kurma :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın... Çok hayal de kurmuyorum aslında. Yoo, vazgeçtim. Çok hayal kuruyorum. Boş hayaller. Galiba Hayalperestlik Hastalığı'na yakalandım.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...